Jump to content
Kavim - Bilgi ve eğlence kavminiz

All Activity

This stream auto-updates     

  1. Last week
  2. Earlier
  3. Popüler mesajlaşma uygulaması WhatsApp'ıta bilgisayar üzerinden yapılan mesajlaşmalar ile ilgili olarak önemli değişikliğe gidiliyor. Koronavirüs salgını sonrası kullanımı hayli artan Whatsapp'ta önemli bir değişikliğe gidiliyor. Bilgisayarından WhatsApp'a girenler bakın neyle karşılaşacak? Home Office yaygınlaştığından dolayı WhatsApp'a bilgisayarından girenlerin sayısı fazlasıyla arttı. WhatsApp ise kullanıcılardan gelen geri bildirimleri dikkate alarak önemli bir özelliği resmen hayata geçiriyor. Telefonlarda olduğu gibi WhatsApp Web için dark mode / koyu arayüz / siyah tema desteği de geliyor. Yani gece modunda, siyah renkte WhatsApp'ı bilgisayardan kullanmak çok yakında mümkün olacak. Ancak diğer yandan WhatsApp kullananları kötü bir haber de geldi. Diğer yandan WhatsApp için kırmızı alarm da verildi! WhatsApp'ın kullanılmaması, telefonlardan kaldırılması için şaşırtan bir açıklama geldi. Almanya Federal Veri Koruma Komiseri Ulrich Kelber’in tüm devlet kurumlarına bir mektup yollayarak federal yetkilileri WhatsApp kullanmama konusunda uyardığı belirtildi. Facebook’a ait olan WhatsApp’ın federal yetkililer tarafından kullanımının mümkün olmadığını belirten Kelber, “Her seferinde mesaj gönderildiğinde WhatsApp, Facebook tarafından iletilen meta verileri elde ediyor” uyarısında bulundu. Diğer yandan WhatsApp, milyonlarca kullanıcısını yakından ilgilendiren 3 yeni özelliğini kullanıma sunuyor. Kendi kendini yok eden mesajlar geliyor. Bu özellik, kullanıcıların bireysel sohbetlerdeki veya grup sohbetlerindeki mesajlar için kendi kendini imha eden bir zamanlayıcı ayarlamasına izin veriyor. Belirtilen zamanlayıcı bittikten sonra, mesajlar otomatik olarak sohbetlerden siliniyor. Bir diğer özellik ise WhatsApp yedekleri üzerine... Uygulama, sohbet yedekleri için şifre koruması sağlayacak. Özellik uygulamanın önceki bir sürümünde tespit edildi ve temel olarak kullanıcıların sohbet yedeklemelerine gizlilik için güvence altına almak için şifre ya da pin ayarlamasına izin veriyor. Ayrıca WhatsApp son zamanlarda yanlış bilgilerin yayılmasını önlemek için mesajların iletilmesini sınırlayan bir özellik sundu. Uygulama artık iletilen mesajlardaki her şeyi indirmesini kısıtlayan bazı ek otomatik indirme özellikleri sunacak. Koronavirüsten dolayı güvenlik bazında pek çok yenilik getiren WhatsApp, bu kez uzun zamandır beklenen bir özelliğini de yayınlamış durumda. Bir süredir WhatsApp iOS beta uygulamasında yer alan Gelişmiş Arama Modu artık WhatsApp'ın son sürümünde de kendisine yer buldu. Gelişmiş Arama Modu sayesinde kullanıcılar sadece metinleri değil fotoğrafları, sesleri, videoları, GIF dosyalarını, dökümanları ve linkleri daha kolay filtreleyebiliyor. Böylece istediği içeriğe daha hızlı bir şekilde ulaşabiliyor. Bir diğer yenilik ise yedekleme dosyalarına yapılan bir optimizasyon. Artık Google Drive üzerine sohbet yedeklerinizi atarken şifre koyabileceksiniz. WhatsApp kullanıcıları artık beş veya daha fazla kişiye gönderilen iletileri artık yalnızca tek bir kişiye iletilebilecek. WhatsApp mesajlara sınırlama getirerek, yanlış bilgilerin gönderilmesinin hızı biraz olsun yavaşlatılacak.
  4. Çin'de ortaya çıkan koronavirüsün etkisi ortadan kalktı denilse de durumun bundan çok daha farklı olduğu ortaya çıktı. Çinli bir üniversiteden sızdırılan belgede ülkedeki gerçek vaka sayısının 640 binden fazla olduğu ortaya çıktı. Koronavirüsün tüm dünyaya yayıldığı Çin'de resmi verilere göre 82 bin 947 vaka ve 4 bin 633 vaka var . Ancak bazı iddialara göre Çin'deki gerçek vaka sayısı açıklananlardan kat kat daha fazla. Changsha şehrindeki Ulusal Savunma Teknolojisi Üniversitesi'nden sızan bir rapora göre, ülkede 640 bin vakanın olabileceği söyleniyor. ABD'li yayın kuruluşu Foreign Policy'nin iddiasına göre sızan raporda 230 şehirden 640 bin vakanın tespit edildiği belirtiliyor. Gerçek ölü sayısı 40 bin Sızan raporda farklı şehirlerden hastanelere yapılan girişlerin referans alındığı belirtiliyor. Daha önce ortaya atılan iddialarda da Çin'de gerçek ölü sayısının 40 bin civarında olduğu belirtilmişti. Çin hükümetinin koronavirüsle mücadeledeki başdanışmanı Prof. Dr. Zhong Nanshan de CNN’e verdiği röportajda Kovid-19 salgınının yayılmaya başladığı Vuhan kentinin bazı bilgileri gizlediğini söylemişti.
  5. HDP destekli Millet İttifakı adayı İmamoğlu'nun geçen seneki bir konuşmasında, "Biz bu mücadeleyi 145 yıldır sürdürüyoruz" şeklinde ifadeler kullanması akıllara bazı soru işaretleri getirdi. Peki söz konusu tarihte yani 145 yıl önce ya da 1874 yılında ne oldu? İmamoğlu'nun bu açıklamasına tepki gösterenler, onun Sultan Abdülaziz'in darbeyle tahttan indirilmesi ve katledilmesine atıfta bulunduğunu savunuyor. İmamoğlu ise aynı tarihlere denk gelen 1. Meşrutiyet'in ilanını kasttetiğini savunuyor. 1. Meşrutiyet de, Sultan Abdülaziz'e darbe yapılmasından sonra yerine geçen 2. Abdülhamit tarafından ilan edilmişti. Böylece Osmanlı'da ilk kez vatandaşlara seçme ve seçilme hakkı tanınmıştı. Ancak 1. Meşrutiyet'in ilan tarihi 1874 değil 1876'dır. O halde 1874 değil de 1876 yılında neler oldu şöyle bir bakalım: - Sultan Abdülaziz darbeciler tarafından tahttan indirilerek öldürüldü. - Yerine kardeşi Sultan 3. Murat getirildi. - 3 ay sonra ise yerine Sultan 2. Abdülhamit geçti. - Abdülhamit tahta geçtikten sonra 1. Meşrutiyet ilan edildi. Sultan Abdülaziz döneminde bugün hala ayakta kurumların birçoğunun temeli atılmıştı. Bunlar arasında Danıştay, Yargıtay gibi kurumlar da bulunuyor. Osmanlı Bankasının kurulması, Vilayet Meclislerinin açılması, Sanayi Okulu'nun açılması, İstanbul Üniversitesi'nin ilk versiyonu olan Darülfünün'un kurulması, Galatasaray Lisesi'nin açılması, Mecelle'nin yayınlanması, Kız Öğretmen Lisesi'nin kurulması, ilk modern itfaiyenin kurulması, Darüşşafaka'nın açılması ve Maden Mektebi'nin açılması Sultan Abdülaziz dönemindeki yeniliklerdendir. Sultan Abdülaziz Osmanlı'da birçok yeniliğe öncülük etmesine rağmen Hersek ayaklanması, Bulgar isyanları ve Girit sorunları gibi birçok sorunla da uğraşmak zorunda kaldı. Öte yandan Mısır'ın İngilizler tarafından karıştırılarak alınması da bu dönemlerde başladı. Kaynak: Son Haberler
  6. Salahaddîn Eyyûbî komutasındaki İslâm ordusu, 4 Temmuz 1187’de, tarihin şahit olduğu en kesin zaferlerden birini kazanarak Haçlıları mağlubiyete uğratmıştı. Taberiye Gölü yakınlarındaki Hıttîn’de gerçekleşen savaşın ardından Akkâ, Kayserya, Nâsıra ve Yâfâ’yı fetheden Salahaddîn, nihayet 2 Ekim günü muzaffer bir kumandan olarak Kudüs’e girmişti. 1099’da başlayan Haçlı işgali böylece sona eriyor, Kudüs yeniden Müslümanların himaye ve hâkimiyetiyle buluşuyordu. Zaferden sonra Kudüs’te bir süre konaklayan ve şehirde gerekli düzenlemeleri yapmakla ilgilenen Salahaddîn’e, Filistin havalisinde çok sevilen “bâzincâniyye” isimli bir yemek ikram edildi. Pirinç ve sebze karışımıyla yapılan yemeğin ana maddesi patlıcan olduğu için, bu ismi almıştı. Başkomutana ikram edildiğinden, bu defa içeriğine parça et de eklenmişti. Salahaddîn, kendisine ters çevrilmiş bir tencere içinde servis edilen yemeğin hem görünüşünü hem de tadını çok beğenmişti. “Bu ters çevrilmiş (‘maklûbe’) yemeğin adı nedir?” diye sorunca, Kudüslüler onun kullandığı kelimeyi yemeğe isim olarak verdiler. Salahaddîn’e duyulan derin muhabbetin tesiriyle, “bâzincâniyye” artık “maklûbe” olarak anılmaya başladı. Bu hatıradan ötürü, Arap kaynaklarında maklûbenin unvanı “zafer yemeği”dir. Kudüslülerin zihninde, Haçlıların şehirden sökülüp atılmasını çağrıştırır. Maklûbenin ilk defa, Filistin’in sahil yörelerinde, bulgur ve balık kullanılarak pişirildiği biliniyor. Yemek, Kudüs ve diğer iç mıntakalarda yaygınlaştıktan sonra, bulgurun yanı sıra pirinçle de pişirilmiş, balığın yerini de patlıcan ve diğer sebzeler almış. Et ise, ancak çok önemli kutlamalarda ve törenlerde içeriğe dâhil olmuş. Günümüzde de maklûbe, özellikle Kudüs ve çevresinde “millî yemek” mesabesindedir. Kudüslüler maklûbeyi çeşitli vesilelerle birbirlerine ikram ederken, Özgür Kudüs’ün hayalini kurarlar. *** Kudüslülerin şuur altında “zafer yemeği” olarak kodlanan maklûbe, 2015’te Kudüslü öğretmen Hanâdî Halavânî tarafından “işgale karşı direniş” yöntemi olarak yeniden sahneye çıkarıldı. Ramazan ayında iftar ve sahurlarda Mescid-i Aksâ’daki Müslümanlara tencere tencere maklûbe ikram eden Halavânî ve arkadaşları, Salahaddîn’in bu muhteşem hatırasını tekrar Müslümanların gündemine taşıdı. İsrail, önce eylemin siyasî ve tarihî yönünü fark etmedi, ancak maklûbe tencerelerinin ifade ettiği derin mana anlaşılır anlaşılmaz, Halavânî ve arkadaşlarına Mescid-i Aksâ yasağı getirildi. Ancak bu yasak, onları durdurabildi mi? Elbette hayır. Kendilerine “murâbıt” (nöbet tutanlar) adını veren Filistinli hanımlar, bu defa Aksâ’ya giden yollar üzerinde kamp kurdular. Bilhassa Bâbu’s-Silsile önünde maklûbe ikramına başladılar. Onların kendilerinden emin ve mütebessim bir eda ile tencereleri ters çevirip, sebzeli ve etli pilavları etrafa ikram etmeleri, bir süre sonra İsrail askerleri tarafından engellendi. Zor kullanarak, Bâbu’s-Silsile’de de maklûbe ikramını yasakladılar. Pirinç, patlıcan, sebze ve et karışımı basit bir yemek, işgalcileri deliye döndürmüştü adeta. Derin manası ve hatırlattıkları düşünüldüğünde, deliye dönmekte hiç de haksız sayılmazlardı. *** Maklûbe, Türkiye’de malum yapılanmayı çağrıştıran bir yemek. Maklûbenin aslında Kudüs’ün kurtuluşunu simgeleyen, bizzat Salahaddîn Eyyûbî’nin isimlendirdiği, Müslümanlara umut ve şuur aşılayan bir “zafer yemeği” olduğundan çoğumuz haberdar değiliz bu sebeple. Maklûbe çalınmış, anlamı değiştirilmiş ve içi boşaltılmış bir İslâmî simge. Malum yapılanma sadece “abilik”, “kardeşlik”, “cemaat”, “himmet” gibi kavramları zedelemekle kalmadı, maklûbeyi de elimizden aldı. Maklûbe bugün artık yalnızca “ihanet”, “darbe”, “samimiyeti istismar” gibi kötülükleri canlandırıyor zihnimizde. Düşününce, bu ne büyük bir kayıptır. Daha önceden hatırlayanlar olacaktır: İsrail, Hz. Yakub’un lakabını kendisine isim olarak seçmekle, zihinlerimizde bir peygamberin imajını yok etti. İsrail deyince, sadece zulüm akla geliyor, haklı olarak. İsrail’in kendisine bayrak olarak seçtiği altı köşeli yıldızın, Hz. Davud ve Hz. Süleyman tarafından kullanılan mühürler olduğunu da belki çoğumuz bilmiyoruz. Altı köşeli yıldız da, işgalle özdeşleşti çünkü. İsrail sadece Filistin topraklarını işgal etmedi, bize ait sembolleri de işgal ederek bizden koparıp aldı. Bu çerçeveden bakınca: Maklûbenin malum yapılanmanın ana yemeği olarak seçilmesi, yaygınlaştırılması ve böylece hakiki manasının ve hikâyesinin unutturulması, acaba planlı bir hareket olabilir mi, diye düşünmeden edemiyor insan.
  7. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun 'lanet bir dizi' dediği Çukur'un koronavirüs nedeniyle bu sezon yeni bölümleri yayınlamayacak. Toplumun kimyasını bozan dizi, virüs nedeniyle çekimlerine ara vermişti. Müslüman Türk toplumunun ahlâki değerleri yerli ve yabancı diziler eliyle bozulmaya çalışılıyor. Başrollerini Aras Bulut İynemli, Erkan Kolçak Köstendil, Necip Memili, Rıza Kocaoğlu, Öner Erkan, Damla Sönmez, Nejat İşler ve Perihan Savaş’ın paylaştığı Çukur, ahlaksız sahneleriyle büyük tepki çekiyor. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun 'lanet bir dizi' olarak nitelendirdiği Çukur'un bu sezon yeni bölümlerinin yayınlanmayacağı yapımcı şirket tarafından açıklandı.
  8. Dünya'nın manyetik alanının Kuzey Yarımküre’deki kutbu olan Manyetik Kuzey Kutbu, son birkaç yıl içinde hızlı bir şekilde hareket etmeye başladı. Önceki dönemlerde Sibirya’dan Kanada’ya doğru hareket eden Manyetik Kuzey Kutbu, son birkaç yıldır önceki hızından daha hızlı bir şekilde Kanada’dan Sibirya’ya doğru kayıyor. Birçoğumuz Dünya’nın manyetik kutuplarını bir kaya parçasının içine sıkışmış ve hareketsiz olarak düşünüyoruz. Ancak iki manyetik kutup da düşündüğümüzün aksine oldukça hareketli noktalar olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Dünya’nın manyetik kutupları üzerinde çalışma yapan bilim insanları, ilk olarak 1830’larda Manyetik Kuzey Kutbu’nun Kanada’dan Sibirya’ya doğru 2250 kilometre hareket ettiğini tespit ettiler. Manyetik kutbun bu hareketi, 1990’la 2005 yılları arasında yılda 15 ile 50 km arasında bir hızla hareket etmeye devam etti. Bilim insanları Manyetik Kuzey Kutbu’nun neden hareket ettiğini keşfetti. Nature Geoscience dergisinde bu hafta yayınlanan yeni bir çalışmada, gezegenimizin iç kısmında bulunan erimiş maddelerin, iki manyetik merkezin hareket etmesine neden olduğu ortaya koyuluyor. Manyetik Kuzey Kutbu, Dünya’nın manyetik alanının dikey olarak aşağıya doğru baktığı konveksiyon akımları ile Dünya’nın iç kısmında bulunan erimiş sıvı metallerin oluşturduğu bir nokta. Manyetik Kuzey Kutbu hakkında yapılan yeni çalışma, manyetik kutupta yaşanan Sibirya’ya doğru hareketin Dünya’nın iç kısmındaki akış deseninde 1970 ile 1999 yılları arasında meydana gelen değişiklikten kaynaklandığını ortaya koyuyor. Akış deseninde meydana gelen değişiklik, Kanada’daki manyetik merkezin uzamasına ve manyetosfer üzerindeki etkisini kaybetmesine neden olarak Manyetik Kuzey Kutbu’nun Sibirya’daki merkeze doğru hareket etmesine neden oluyor. Manyetik Kuzey Kutbu, Kanada merkezi zayıfladığı, Sibirya merkezi güçlendiği için hareket ediyor. İngiltere’deki Leeds Üniversitesi Toprak ve Çevre Okulu’ndan araştırmacı Dr.Phil Livermore, “Manyetik Kuzey Kutbu’nun pozisyonunu, biri Kanada’nın altında diğeri Sibirya’nın altında olmak üzere iki manyetik alan merkezinin kontrol ettiğini keşfettik. Bu iki merkez, manyetik kutbun konumunu değiştiren bir halat çekme etkisi görevi görüyorlar” dedi. Dr. Livermore, tarihsel olarak Manyetik Kuzey Kutbu’nun hareketinde Kanada merkezinin daha baskın olduğunu söyledi. Kanada merkezinin baskın olması Manyetik Kuzey Kutbu’nun genellikle Kanada’da merkezlenmesine neden oldu. Dr. Livermore, son birkaç yıl içerisinde ise Kanada merkezinin zayıfladığını, Sibirya merkezinin ise güçlendiğini açıkladı. Dr. Phil Livermore, Sibirya merkezinin güçlenmesinin Manyetik Kuzey Kutbu’nun hareketinin aniden değişmesine neden olduğunu da sözlerine ekledi. ESA uyduları manyetik sinyalleri takip ediyor. Manyetik Kuzey Kutbu’nun hareketi üzerine çalışma yapan bilim insanları, manyetik kutbun hareketine hangi değişikliklerin sebep olduğunu bulmak için Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) Swarm uydularının topladığı verileri kullandılar. Dünya’nın yörüngesinde bulunan ESA’nın bu uydu üçlüsü, gezegenin çekirdeği, manto, kabuk ve okyanuslarının yanı sıra iyonosfer ve manyotosferden kaynaklanan manyetik sinyalleri hassas bir şekilde ölçüyor. ESA’nın uydular aracılığıyla manyetik alanı kontrol etmesi aslında Dünya’nın geleceği açısından da önemli. ünkü manyetik alan Güneş’in zararlı radyasyonlarına karşı bir kalkan görevi görür. Aynı zamanda basit pusulalardan gelişmiş GPS araçlarına kadar birçok navigasyon sistemi Dünya’nın manyetik alanı ile çalışır. (Kaynak: Webtekno)
  9. Zirr b. Hubeyş anlatıyor: “Ubey b. Ka’b’a; (r.a.) İbn Mesut’un, (r.a.) ‘Senenin bütün gecelerini ihya eden kimse kadir gecesine tesadüf edebilir.’ sözünü hatırlattığımda, bana şu cevabı verdi: ‘Kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah’a yemin olsun ki, kadir gecesi Ramazan ayındadır. Kadir gecesi; Resûlullah’ın (s.a.s.) bize namaz kılmamızı emir buyurduğu gecedir. O da Ramazan’ın 27. gününün gecesidir. O gecenin alameti, o gecenin sabahında güneşin beyaz ve ışınları gözü almayacak şekilde doğmasıdır.’” (Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 179) Abdullah b. Ömer’den gelen bir rivayette Hz. Peygamber (s.a.s.), “Kadir gecesini aramak isteyen 27. gecede arasın.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, VIII, 426) buyurmuş, böylece 27. geceyi ibadet ve zikirle uyanık olarak geçirmemizi tavsiye etmiştir. Kadir gecesinin Ramazan ayının 27. gecesinde olduğu (Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 179-180) genel kabul görmüş olmakla birlikte, Ramazan’ın son on gününün tek gecelerinde (Müslim, Sıyâm, 207) veya son yedi gecesinde aranması ile ilgili farklı rivayetler de vardır (Müslim, Sıyâm, 205-206). Dolayısıyla Ramazan’ın son gecelerini Kadir gecesiymiş gibi değerlendirmek gerekir.
  10. Kadir Gecesi Kur’an’da belirtildiğine göre, içerisinde Kadir Gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlıdır. Kur’an, Ramazan ayında (Bakara, 2/185) ve bu gecede indirilmiştir. (Kadr, 97/1) Kadir gecesinin Ramazan ayında olduğu kesindir. Ancak hangi güne tekabül ettiği konusunda farklı rivayetler vardır.
  11. Tüm dünyada Müslümanlarının heyecanla beklediği Kadir gecesine sayılı günler kaldı. Peki Kadir gecesi ne zaman? Sözlükte kadir (kadr) kelimesi “hüküm, şeref, güç, yücelik” gibi anlamlara gelir. Dinî literatürde ise “leyletü’l-Kadr” şeklinde Kur’ân-ı Kerîm’in indirildiği gecenin adı olarak kullanılır. Aynı adı taşıyan 97. sûre bu gecenin fazileti hakkında nâzil olmuştur. Sûrede Kur’an’ın Kadir gecesinde indirildiği ve sözü edilen gecenin bin aydan daha hayırlı olduğu belirtilir. Kadir Gecesi Ne Zaman? Kadir Gecesi Hangi Günü Güne Bağlayan Gece? 2020 yılı Ramazan takvimine göre Kadir gecesi, 19 Mayıs 2020 Salı gününü 20 Mayıs 2020 Çarşamba gününe bağlayan gece idrak edilecek. Kadir Gecesi İle İlgili Ayetler Kadir Gecesi Kur’an’da belirtildiğine göre, içerisinde Kadir Gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlıdır. Kur’an, Ramazan ayında (Bakara, 2/185) ve bu gecede indirilmiştir. (Kadr, 97/1) Kadir gecesinin Ramazan ayında olduğu kesindir. Ancak hangi güne tekabül ettiği konusunda farklı rivayetler vardır. Kadir Gecesi İle İlgili Hadisler Zirr b. Hubeyş anlatıyor: “Ubey b. Ka’b’a; (r.a.) İbn Mesut’un, (r.a.) ‘Senenin bütün gecelerini ihya eden kimse kadir gecesine tesadüf edebilir.’ sözünü hatırlattığımda, bana şu cevabı verdi: ‘Kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah’a yemin olsun ki, kadir gecesi Ramazan ayındadır. Kadir gecesi; Resûlullah’ın (s.a.s.) bize namaz kılmamızı emir buyurduğu gecedir. O da Ramazan’ın 27. gününün gecesidir. O gecenin alameti, o gecenin sabahında güneşin beyaz ve ışınları gözü almayacak şekilde doğmasıdır.’” (Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 179) Abdullah b. Ömer’den gelen bir rivayette Hz. Peygamber (s.a.s.), “Kadir gecesini aramak isteyen 27. gecede arasın.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, VIII, 426) buyurmuş, böylece 27. geceyi ibadet ve zikirle uyanık olarak geçirmemizi tavsiye etmiştir. Kadir gecesinin Ramazan ayının 27. gecesinde olduğu (Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 179-180) genel kabul görmüş olmakla birlikte, Ramazan’ın son on gününün tek gecelerinde (Müslim, Sıyâm, 207) veya son yedi gecesinde aranması ile ilgili farklı rivayetler de vardır (Müslim, Sıyâm, 205-206). Dolayısıyla Ramazan’ın son gecelerini Kadir gecesiymiş gibi değerlendirmek gerekir.
  12. Pakistan'ın başkenti İslamabad'da yer alan ve 5 bin metrekarelik yapısıyla dünyanın en büyük camilerinden faysal Camii... Dünyanın en büyük ve en gözde camiilerinden biridir. 5.000 m2 üzerine yapılmış 74.000 kişi kapasiteli bir camiidir. Pakistan’ın başkenti İslamabad’da yer alan ve 5 bin metrekarelik yapısıyla dünyanın en büyük camileri arasındadır. “Faysal Camii”, 74 bin kişi kapasitesine sahiptir. Türk mimar Vedat Dalokay tarafından tasarlanan yapı, modern İslam mimarisinin en önemli eserlerinden biridir. Dünyanın En Büyük ve En Gözde Camiilerinden: Faysal Camii 1966 yılında Pakistan’ı ziyaret eden Suudi Kralı Faisal tarafından Pakistan halkına bir armağan olarak yaptırılan Kral Faisal Cami ve Külliyesi, İslamabad kentinde konumlanıyor. Kompleksin projesi, UIA aracılığıyla düzenlenen uluslararası bir yarışma sonucunda seçildi. 17 ülkeden gelen 43 proje arasından birinci olarak seçilen Vedat Dalokay’ın proje çalışmaları, 1973 yılında tamamlandı. Çeşitli politik sorunlar ve siyasal değişimler yüzünden 1978 yılına sarkan uygulama tarihiyle birlikte 1988 yılında tamamlanan yapı, 200 dönümlük bir park içine inşa edildi. Kral Faisal Cami tasarlanırken, geçmiş cami örnekleri göz önünde tutularak hareket edilmiş. Buna bağlı olarak, minarelerin yapılanmasında Edirne Selimiye Cami örnek oluşturmuş. Hep açık mekanlı olan Moğol camileriyle, Osmanlı cami tipinin sentezi olan bir açık mekan tipolojisine sahip Kral Faisal Cami, dışarıda oluşturulan namazgahın yaklaşık 2 bin kişi alabileceği şekilde planlamış. Binanın hemen girişinde konumlanan hauzun haricinde, iç mekanın ortasında bulunan havuzun yüksekliği, sahip olduğu değiştirilebilen düzenekle doğal havalandırma sağlıyor. Kırma plak çatılı caminin piramidini meydana getiren plaklar arasında bırakılan boşluk sayesinde yapıya hem doğal ışık giriyor, hem de havalandırma işlevi görüyor. Caminin bu biçimlenme içerisinde ışık almasının diğer bir getirisi ise, taşıyıcıların gizlenmesine olanak sağlaması. Cami, yüksek teknolojik olanaklardan faydalanarak değil, yerel yapım teknikleri kullanılarak inşa edilmiştir. Klasik cami tipolojisinin vazgeçilmezi kubbe konstrüksiyonunun Kral Faisal Cami’nde kullanılmamasının ardında ise, yalnızca modernize edilmiş bir ibadet alanı yaratmanın ötesinde motivasyonlar yatıyor. Bunlardan biri, caminin önünde konumlandığı sivri tepelerden oluşan Mangala Dağları’na yapısal bir öykünmenin söz konusu olması. Çatı strüktürünün dağların bir uzantısı niteliği taşımasının yanında, Pakistan’da o dönemde halen yaşamakta olan çadır kültürünün biçimsel bir tekrarı olarak piramidal kuruluşlar öngörülmüş. Kubbe kullanmaktan imtina edilmesi konusunda öne sürülen bir diğer kriter de akustik sorunlar ve iç kabuktaki geniş alanların bezenmesindeki zorluklar. Kral Faisal Cami’nin iç mekanında da, camilerin insan üzerinde bıraktığı gözlemlenen hüzünlü havadan kaçınılmasıyla, Tanrı sevgisi ve yaşam sevinci vurgulamak amaçlanmış. Vedat Dalokay ve ekibi, yarışma projesiyle birlikte gönderdikleri raporda, tasarıma dair düşüncelerini böyle açıklıyorlar: “İslamiyet, mabet formunu tayin etmemiştir. Her toplum ve sanatçısı cami mekanını ve ve formunu kendi din anlayışları, toplum ve çevre koşulları içerisinde ele almıştır. Cami mekanlarının tarihi gelişimi, teknolojik imkanlar ve İslam dinindeki Tanrı kavramı, ele aldığımız bu ulu mabedin mekan anlayışını çizmiştir. “Mabet, şehir silüetinde geceleyin de varlığını ortaya koyabilmelidir. Kubbe yarıklarını ve minarelerin konstrüktif elemanlarını aydınlatan ışık hazneleri, ambet formunun gerçek kişiliğini bozmadan onu içten aydınlatmakta ve mabet, geceleyin de gündüz canlılığında yaşamaktadır. “Cami, tabiatla kaynaşmıştır; topraktan yükselen, on abağlı bir düşünceyle ele alınmıştır. (…) Her gün gerçekleşecek cenaze namazları ve merasimleri, mabet aktivitesini aksatmayacak yepyeni bir anlayışla ele alınmıştır. Hazırlanan ayrı bir platform, en büyük cenaze namazı ve merasimlere imkan vermektedir. Bu, planın en büyük ve yeni özelliğidir. Cemaatler arasında güçlü bir bağ kurulmuştur ve tüm noktalardan, tüm cemaatlerin her türlü dini aktiviteye rahatça ve aynı anda katılabilme imkanları araştırılmıştır.” Kaynak: mimarizm.com
  13. Arap Yarımadası’nın en önemli turist noktalarından biri olan Petra Antik Kenti, Helenistik dönemden ve Roma döneminden kalma kalıntılardan oluşan bir bölge. Petra, bölgenin yerlileri tarafından Raqmu olarak bilinir. Petra Ürdün’ün Lut Gölü ile Akabe Körfezi arasındaki toprakları üzerinde yer alan antik kenttir. Tarihe tanıklık eden bu yapılara dokunmak, güneş ışığı altında canlanan renklerini görmek, on binlerce canlının biriktirdiği hatıraların yarattığı büyülü atmosferi koklamak… Antik yaşamın izlerini sürmek, otantik gizemlerin peşinden gitmek, beklentilerin çok ötesinde keyif veren keşif dolu bir yolculuğa çıkmak… Petra Antik Kenti, ziyaretçilerine tüm bu hisleri ve çok daha fazlasını vadeden mistik bir yer. Dünyanın Yeni Yedi Harikası’ndan biri olan Petra Antik Kenti, kayalara oyulmuş yapıları ve mühendislik harikası tasarımları ile Arabistan yarımadasının mücevheri olarak görülüyor. Bir kanyonun görkemli kayalıkları arasına gizlenen Petra Antik Kenti’nin duvarları arasında gezinirken ona hayran kalmamak mümkün değil. Sırları, renkleri, tüyleri diken diken eden atmosferiyle misafirlerinin gönlüne taht kuran bu antik kent, Nebatilerin dünyaya bıraktığı en büyük miras. Fırat’tan Kızıldeniz’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada yaşayan Nebatiler; Süryaniler, İbraniler, Araplar, Aramiler, Maltalılar gibi pek çok etnik guruptan oluşan bir Orta Doğu halkı olarak tanımlanıyor. Peki Nebati Krallığı’nın başkenti Petra Nerede? Petra Antik Kenti, Ürdün sınırları içerisindeki Wadi Musa bölgesinde bulunuyor. Ürdün’ün başkenti Amman’a 250, Kızıldeniz’in en kuzey ucundaki Akabde Körfezi’ne de 130 kilometre mesafedeki antik kent, yaklaşık 100 kilometrelik bir alana yayılmış durumda. Petra Antik Kenti’ni içeren Ürdün turları, gezginlere unutulmaz bir seyahat deneyimi yaşatıyor. Ürdün’ün Gizli Hazinesi: Petra Antik Kenti (yoldasın.com’un verdiği bilgilere göre;) Petra Antik Kenti hikayesi şöyle özetlenebilir: İsmini Yunanca “Taş” anlamına gelen “Petra” kelimesinden alan bu kadim şehir 1812 yılında İsviçreli maceraperest Johan Burckhardt tarafından keşfediliyor. Antik kent, kanyon kayalıklarına oyularak inşa edilen tiyatro, tapınak ve evlerden oluşuyor. Keşfinden kısa bir süre sonra Batı’nın dikkatini çeken bu gizemli kent 1895 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültürel Mirası listesine alınıyor, 2007 yılında ise yine UNESCO tarafından Dünya’nın Yedi Yeni Hatırası arasında gösteriliyor. İzmir doğumlu ünlü İngiliz şair John Burgon, Petra Antik Kenti’den bahsederken “Tarihin yarısı yaşında, gül kırmızısı şehir” ifadelerini kullanıyor. 2200 yaşındaki Petra, antik dünyanın en önemli ticaret yollarının kesiştiği yerde kuruluyor ve Nebatilerin kurduğu ticaret krallığının merkezi haline geliyor. Gazze’den Şam’a, Basra Körfezi’nden Kızıldeniz’e kadar uzanan antik kent; Arabistan, Suriye, Mısır, Yunanistan, Hindistan ve Roma’yı birbirine bağlıyor. Dönemin en zengin kervanları Petra’dan geçiyor, en varlıklı tüccarlar burada konaklıyor. Kent, milattan sonra 106 yılında Roma’nın egemenliğine giriyor. Beşinci yüzyıla gelindiğinde güçlü bir depremle sarsılan şehir hem işgalin hem de bu doğal afetin getirdiği ekonomik yüke dayanamıyor ve tarih sahnesinden siliniyor. Dünya tarihinin en önemli şehirlerinden birini binbir emekle kuran, yıkıcı savaşlar ve depremlerden sonra da terk etmek zorunda kalan Nebatiler Petra ile aynı kaderi paylaşıyor; kadim Nebati halkı zamanla yok olup gidiyor. Petra – El-Hazne Tarihte Nebati Krallığı’na başkentlik yapan antik kentteki en görkemli tapınaktır. 40 metre yüksekliğindeki yapı kumtaşından devasa kayanın oyulmasıyla inşa edilmiştir. El Hazne ya da Hazine, Siq Geçidi’nin sonunda yer alıyor ve çoğu kişi tarafından Petra’nın en ihtişamlı yapısı olarak gösteriliyor. The Siq’i kullanarak şehre giren ziyaretçiler ve tüccarlar, El Hazne ile karşılaştıklarında Nebatilerin muazzam gücünü iliklerine kadar hissediyor, bu kadim halkın zenginliği karşısında hayrete düşüyorlardı. 2 bin yıl önce kayaların içine inşa edilen bu görkemli yapı, Petra’nın en meşhur fotoğraflarını süslüyor. Devasa sütunları, kabartmaları ve oymaları ile misafirlerini selamlayan El Hazne, 39 metre yüksekliğinde ve 25 metre genişliğinde. Nebatilerin altın çağını yansıtan yapı, Nebati kültürünü yansıttığı kadar Yunan, Mısır ve Pagan kültürünü de yansıtıyor aslında. Tanrısal figürlere eşlik eden çiçek ve hayvan motifleri çoklu kültürün en önemli göstergesi. El Hazne; inanç, sanat ve ticareti bir araya getiriyor. Gül Kırmızı Şehir: Rose City Kayalıklarının gül renginden dolayı “Rose City” ismini alan Petra Antik Kenti; amfi tiyatrosu, tapınakları, kabartmaları ve şaşalı kaya mezarları ile görenleri kendisine hayran bırakıyor. Doğu geleneği ile Helenizm’in çarpıcı bir birleşiminden oluşan kent merkezi, destansı görünümüyle Nebatilerin verdiği emeğin hakkını teslim ediyor. Yapılan arkeolojik araştırmalar; Baharat Yolu’nun merkezi konumundaki kentin, hızla gelişen ticaretin etkisiyle 30 bin kişilik nüfusa ev sahipliği yaptığını ortaya koyuyor. Çin ve Hindistan’dan alınan ve dönemin en kıymetli ticari malları olarak görülen yağ, tütsü, baharat, parfüm gibi ürünler Petra’da toplanıyor ve farklı coğrafyalara dağıtılıyordu. Petra’da atacağınız her adım, döneceğiniz her köşe, izini süreceğiniz her patika sizi zamanın dışına itiyor, sürprizlerle dolu mimari yapıları karşınıza çıkartıyor. Ürdün’ün En Eski Dini Yapılarından Biri El-Deir (Manastır) Petra’nın bir diğer ünlü yapısı da El Deir manastırı. 800 basamaklı bir merdivenin sonunda bulunan manastıra ulaşmak yaklaşık 45 dakika sürüyor. Yolun nefes kesici manzarasının tadını çıkartırken yorulmak istemeyen turistler eşek kiralama seçeneğini değerlendiriyor. 50 metrelik yüksekliğindeki manastır, heybet ile zarafeti tek potada eritiyor. Ürdün’ün en eski tapınaklarından biri olan manastır putperest Nebatilerin dini merkeziydi. Görkemli yapı, müthiş detaylı mozaikleriyle göz dolduruyor. Sanat ve Ölüm Karşı Karşıya: Roma Tiyatrosu ve Royal Thombs Petra Antik Kenti’nin en etkileyici bölgelerinden bir diğeri de amfitiyatro. Helenistik mimari gelenekleriyle inşa edilen tiyatro 7.000 kişilik kapasitesiyle dikkat çekiyor. 363 yılındaki depremden bir hayli etkilenen tiyatro günümüzde mühürlü halde bulunuyor. Royal Thomb da tiyatronun hemen karşısında, El-Hazne’nin ise kuzeyinde yer alıyor. Kraliyet Mezarları olarak da anılan kalıntılar, diğer anıt mezarlara oranla daha büyük ebatlarda ve çok daha görkemli. Kral Mezarları toplam 5 görkemli anıttan oluşuyor. Ziyaretiniz sırasında bu mezarların her birini ayrı ayrı incelemenizi tavsiye ediyoruz. Nebatiler Sofistike Su Taşıma Sistemi Kullanıyordu Böylesine etkileyici bir çöl metropolü inşa etmek kadar burada yaşamın devamlılığını sağlamak da ayrı bir meziyet. Nebatilerin yıllar boyunca verdikleri emek, ince ince işledikleri sanat kadar teknik konulardaki başarıları da takdire şayan. Günlük hayatın aksamaması ve 30 bin kişinin su ihtiyacının karşılanabilmesi adına oldukça karmaşık bir su sistemi tasarlayarak yapay bir vaha yaratan Nebati mühendisleri, Roma ile yapılan savaşta suyun kirletilmesi karşısında çaresiz kaldılar. The Siq’in hemen karşısında yer alan baraj, şehrin farklı köşelerindeki su sarnıçlarını beslemekle kalmıyor aynı zamanda sel tehlikesine karşı kullanılan akıllı su kontrol sisteminin bir parçasıydı. Günümüzden 2 bin yıl önce böylesine gelişmiş mühendislik yaklaşımları sergilemiş olmaları bile şehir halkının ne kadar özel bir topluluk olduğunu ortaya koyuyor
  14. SWAP yasağı konulan bankalar hakkında BDDK’dan yeni açıklama SWAP yasağı konulan bankalar hakkında yeni açıklamalarda bulunan BDDK Başkanı Mehmet Ali Akben, “Üç banka yükümlülüklerini yerine getirdiği takdirde işlem yasağı kaldırılabilir ama soruşturma sürecek.” dedi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Mehmet Ali Akben, Türk Lirası’na değer kaybettirmek istediği için SWAP yasağı konulan bankalar hakkında, "Üç banka yükümlülüklerini yerine getirdiği takdirde işlem yasağı kaldırılabilir ama soruşturma sürecek. Manipülasyon girişimlerine karşı koymaya kararlılıkla devam edeceğiz." açıklamasında bulundu. BDDK Başkanı Akben, Türk Lirası’na değer kaybettirmek için manipülatif ataklarda bulunan BNP Paribas, Citibank ve UBS bankalarıyla ilgili yeni açıklamalarda bulundu. Akben, "Manipülasyon girişimlerine karşı koymaya kararlılıkla devam edeceğiz" dedi. “Soruşturma sürecek” BDDK Başkanı Akben'in açıklamalarından satır başları şu şekilde: "Üç banka yükümlülüklerini yerine getirdiği takdirde işlem yasağı kaldırılabilir ama soruşturma sürecek. Finansal istikrarın zarar görmemesi için AB normlarında tedbir aldık. Yönetmeliğinin muhatabı manipülatif bankacılık işlemleridir. Amacımız haber ve analize dayalı yorumları engellemek değildir. “Şartlar düzeldiğinde uygulamalar eski haline dönecek” Salgın şartları düzeldiğinde uygulamalar eski haline dönecek. Bankaların asli fonksiyonlarını yerine getirmeye dönük yaklaşımımız devam edecektir." Ne olmuştu? Söz konusu bankalar Türk Lirası'na (TL) yönelik manipülatif ataklarda bulunarak, TL'nin değer kaybetmesi için, ellerinde olmayan TL ile hızlı bir şekilde ve yüksek miktarda döviz almaya kalktılar. Ancak satın aldıkları döviz için Türk bankalarına olan TL yükümlülüklerini yerine getiremeyen bu finansal kuruluşlar, Merkez Bankasının EFT sisteminin kapanış saatini uzatmasına rağmen temerrüde düştüler. Bunun üzerine BDDK, TL'ye değer kaybettirmek için manipülatif ataklarda bulunan BNP Paribas, Citibank ve UBS bankalarına TL yükümlülüklerini yerine getirmedikleri için bir bacağı TL olan döviz işlemini yasaklamıştı. Temerrüt nedir? Temerrüt, kişinin borçlandığı edimi hukuka aykırı olarak yerine getirmemesi halidir. Yani alacaklı ya da borçlu taraflardan birinin borcunu ya da yükümlülüğünü zamanında ve usulüne göre yerine getirmemesi durumudur.
  15. Son dönemde beş yaş altı çocuklarda görülen ve sonuçları ölümcül olabilecek Kawasaki hastalığı, Avrupa’da tekrar ortaya çıktı. Tüm dünya koronavirüs ile mücadele ederken, Avrupa’da görülen Kawasaki hastalığı ile koronavirüs arasındaki ilişki araştırılmaya başlandı. Peki, Kawasaki hastalığı nedir? Kawasaki belirtileri nelerdir? Kawasaki hastalığı hangi durumlarda ortaya çıkar? Kawasaki hastalığının koronavirüs ile bağlantısı nedir? İşte tüm detaylar… Avrupa'da, beş yaşında altında bazı çocuklarda Kawasaki hastalığının tespit edilmesi sonrası Kawasaki hastalığı merak edilir oldu. Bir virüs yüzünden olduğu tahmin edilen Kawasaki hastalığı ile corona virüsü arasındaki ilişki incelenmeye başlandı. Peki, Kawasaki hastalığı nedir? Kawasaki belirtileri nelerdir? İşte cevaplar… Kawasaki hastalığı, erkeklerde kızlara ve Asya ve Pasifik Adası kökenli çocuklara göre daha yaygındır. Bununla birlikte, tüm ırksal ve etnik kökenlerden çocukları ve gençleri etkileyebilen Kawasaki hastalığı nedir? Belirtileri ve tedavisi ile ilgili bilinmesi gerekenleri haberimizde sizler için derledik… Kawasaki hastalığı veya mukokutanöz lenf nodu sendromu, arterlerde, damarlarda ve kılcal damarlarda iltihaplanmaya neden olan bir hastalıktır. Ayrıca lenf düğümlerinizi de etkiler ve burunda, ağızda ve boğazda semptomlara neden olur. Çocuklarda kalp hastalığının en yaygın nedenidir. İlk defa Japon pediatrist Dr. Tomisaku Kawasaki tarafından 1967 yılında tanımlanan hastalık, çoğu durumda tedaviden birkaç gün sonra ciddi bir sorun olmadan iyileşir, birçok çocukta herhangi bir kalıcı hasara neden olmaz. Nüksler (tekrar) nadir olarak görülür. Kawasaki hastalığının kesin nedeni hala bilinmemektedir. Genetik ve çevresel faktörlerin bir karışımının Kawasaki hastalığına neden olabilir. Bazı teoriler hastalığı bakteri, virüs veya diğer çevresel faktörlerle ilişkilendirir, ancak hiçbiri kanıtlanmamıştır. Bazı genler çocuğunuzun Kawasaki hastalığına yakalanma olasılığını artırabilir. Kawasaki hastalığı, belirti belirtileri ve bulguları ile aşamalar halinde ortaya çıkar. Durum kış sonu ve ilkbaharda ortaya çıkma eğilimindedir. Belirti ve semptomların ilk aşaması şu şekildedir: – Üç günden uzun süren yüksek ateş – Akıntı olmadan gözlerde ortaya çıkan kızarıklık – Göğüsten bacağa kadar yayılan deride, kasıklarda ve genital bölgede kızarıklık – El ve ayaklarda şişlik ve kızarıklık – Özellikle boyunda büyümüş lenf bezleri – Tahriş olmuş boğaz, ağız ve dudaklar – Şişik ve parlak kırmızı dil (çilek görünümünde) Bu süre zarfında kalp problemleri de ortaya çıkabilir. İkinci aşama : Eklem ağrısı – İshal – Kusma – Karın ağrısı – El ve ayak derisinin soyulması – Safra kesesinin genişlemesi – Geçici işitme kaybı Üçüncü aşama : Hastalığın üçüncü aşamasında, komplikasyon gelişmedikçe belirtiler ve semptomlar yavaşça kaybolur. Çocukların eski enerjilerine kavuşabilmeleri ve normal görünmesi sekiz hafta kadar sürebilir. Çocuğunuz bu semptomlardan herhangi birini gösteriyorsa doktorunuzu arayın. 1 yaşından küçük veya 5 yaşından büyük çocukların eksik semptom gösterme olasılığı daha yüksektir. Bu çocuklar; kalp hastalığı komplikasyonları riski yüksek olan Kawasaki hastalığı vakalarının yüzde 25'ini oluşturmaktadır. Kawasaki hastalığına yakalandığı düşünülen çocuk, olası kalp tutulumu açısından gözlenmesi ve monitorize edilmesi için hastaneye sevk edilmelidir. İlk tedavinin amacı ateş ve iltihabı azaltmak ve kalp hasarını önlemektir. Kawasaki hastalığında tedaviye mümkün olan en kısa sürede başlamak önemlidir. Tedavi, yüksek dozda aspirin ve damar içi gama globulin verilmesini içerir. Her iki tedavide sistemik iltihabı azaltarak akut belirtilerin kaybolmasını sağlayacaktır. Hastaların büyük çoğunluğunda koroner anormalliklerin ortaya çıkışını önleyebildiği için, yüksek doz damar içi globulin tedavinin vazgeçilmez unsurudur. Nadir de olsa kortikosteroidler de kullanılabilir
  16. Meenakshi Amman, Hindistan tapınak şehri Madurai şehrinde, Vaigai Nehri'nin güney kıyısında bulunan tarihi bir Hindu tapınağıdır. Güney Hindistan, yıllardır değişmeyen kültürü, büyük sarayları, muhteşem tapınakları, doğal güzellikleriyle adeta geçmişe yolculuk hissi yaratan bir seyahat destinasyonu. Hindistan’ın Madurai şehrinde bulunan, Meenakshi Amman Tapınağının 2000 yıllık bir tarihi olduğu düşünülmektedir. Mandurai’nin merkezinde geniş bir alana sahip Meenakshi, 45-50 metre arasında değişen uzunluklarda, 14 adet kule tapınağıyla çevrelenmiş. Bu kule tapınakları baktığında resmen bir sirk alanından kopup gelmiş insan piramidini andırıyor. Düşünsenize üst üste dizilmiş rengarenk karakterlere bürünmüş minik insanlardan oluşan devasa kuleler. Hindu mitolojisinden tanrı, şeytan, doğa, hayvan ve kahraman figür işlemelerinden oluşmuş bu kule tapınaklarını gördüğünüzde, insanlar tarafından böyle bir yapının nasıl inşa edilmiş olduğuna anlam veremiyorsunuz. Şehrin herhangi bir noktasından renkli işlemelerle dolu, gökyüzüne uzanan bu tapınakları görebilmeniz mümkün. Tanrıların Mimarisi; Meenakshi Amman Tapınağı Hindistan’ın Madurai şehrinde bulunan, Meenakshi Amman Tapınağının 2000 yıllık bir tarihi olduğu düşünülmekte. Yıllar içerisinde yenilenmiş ve eklentiler yapılarak değiştirilmiştir. Tapınak Shiva’nın karısı Parvati’nin bir avatarı olan Meenakshi’ye adanmıştır. Tanrıçaya adanmış nadir Hindu tapınaklarındandır. Bu görkemli Hindu tapınağı son derece renkli ve detaylı binlerce heykelden oluşur. 16 ayrı kubbesi olup, içeride tapınağın merkezindeki iki asıl tapınak Shiva ve Meenakshi’ye adanmıştır. Bu alanlara Hindu olmayanların girmesi yasaktır. Meenakshi Tapınağı’nı bugün bizler görebiliyorsak bunun sebebi Tanrı Shiva’nın Kraliçe Parvati’ye duyduğu dillere destan aşkıdır. Her yerde ibadet eden Hindular, rengarenk duvarlar, tavan süslemeleri, heykellerle kendinizi yabancısı olduğunuz bir dünyanı içinde bulmaya hazır olun. Eğer bir gün giderseniz en yüksek kule olan güneydeki tapınağının merdivenlerini çıkıp, yukarıdan bu renkli dünyayı izlemeyi ihmal etmeyin. Meenakshi Tapınağı’nı anlatan sonsuz renk, müzik ve yaşamın akışına kendinizi bıraktığınızda, daha önce yaşamadığınız bir duygu karmaşası içinde, garip bir huzur her noktanızı saracak… Bu ihtişamlı tapınak Meenakshi Amman hikayesi ise; Yıllar yıllar önce kız çocuk hasretiyle yanıp tutuşan bir kral tanrılara ona bir kız çocuğu vermesi için yalvarır. Dileklerini karşılıksız bırakmayan tanrılar krala iki kız çocuğu verir. Bu kızlardan biri ateşler içinden çıkarak gelen, 3 göğüslü güzeller güzeli Parvathi’dir. Kızının bu haline şaşıran kral, kızının neden üç göğsü olduğunu tanrılara sorar ve kızının evleneceği adamı gördüğünde üçüncü göğsünün kendiliğinden kaybolacağını öğrenir. Parvathi büyüyüp de artık vakti geldiğinde, kraliçe olabilmek için tanrıların sınavlarını geçmesi gerekmektedir. Bir çok tanrının ona sunduğu zorlukları aştıktan, başarılar kazandıktan sonra sıra tanrı Shiva’nın testine gelir. Tanrı Shiva güzel kızı görür görmez büyüsüne kapılmıştır. Prenses Parvathi de üçüncü göğsünün bir anda kaybolduğunu fark ettiğinde, evlenmesi gereken adamın karşısındaki Shiva olduğunu anlamıştır. Tanışmalarından 8 gün sonra Lord Sundareshwara şekline bürünen Shiva ile Prenses Parvathi, tüm dünyanın katıldığı unutulmaz bir düğünle evlenirler. Düğün sonrasında ilahiler eşliğinde Tanrı Shiva’nın artık Tanrıça Meenakshi olan eşi için yaptırdığı göreni hayretlere düşüren, büyüleyici Meenakshi Tapınağı’na taşınarak, yıllarca Mandurai’de mutlu mesut yaşarlar. Sonra bir gün bu tapınağı halka bağışlayarak tanrılar katına dönerler…
  17. And Dağlarının zirvesinde olan İnka antik şehri Dünyanın yeni yedi harikasından biri olarak seçilmiştir. Machu Picchu Hakkında Machu Picchu, bugüne kadar çok iyi korunarak gelmiş olan bir İnka antik şehridir. 7 Temmuz 2007 tarihinde Dünyanın Yeni Yedi Harikası’ndan biri olarak seçilmiştir. And Dağları’nın bir dağının zirvesinde, 2.360 m yükseklikte, Urubamba Vadisi üzerinde kurulmuş olup Peru’nun Cusco şehrine 88 km mesafededir. And Dağları’nın bir dağının zirvesinde, 2.360 m yükseklikte, Urubamba Vadisi üzerinde kurulmuş olup Peru’nun Cusco şehrine 88 km mesafededir. Şehir, İnkalı bir hükümdar olan Pachacutec Yupanqui tarafından 1450 yılları civarında inşa ettirilmiştir. İspanyol istilacılar 1532 yılında buraları işgal ederken sık dağlar arasında kalmış bu şehir, istilacılar tarafından fark edilmemiş ve bu sayede zarar görmemiştir. Machu Picchu 200’den fazla merdiven sistemiyle birbirine bağlı olan taş yapıdan oluşur. Şehrin 3000 basamağı bugün hâӀâ gayet iyi durumdadır. Kuruluş amacı ve anlamı bugüne kadar gelmiş olan tartışma konusudur. Günümüze gelmeyi başarmış bilimsel kanıt içerikli çok fazla ipucu bulunmamasından sadece tahminler yapılabilmektedir. Bu yüzden o zamanlardaki adı bilinemeyen şehir, ismini bugün yakınlarda olan bir dağ zirvesinden almıştır. Şehrin tarım alanı olarak kullanılan teraslardan oluşan bölümleri, Eski Zirve (Keçuva dilinde: Machu Picchu) denen dağın eteklerindedir. Şehrin sonunda ise Genç Zirve (Keçuva dilinde: Wayna Picchu) yükselir. Şehirde içinde 100’den fazla insan iskeletinin bulunduğu 50 adetin üzerinde mezar keşfedilmiştir (ilk başlarda bunların %80i kadın olduğu sanılmış, ama sonraki incelemelerde eşit dağılım olduğu tespit edilmiştir). Bu keşfe istinaden şehrin, İnkalar’ın yetiştirme ve disiplin yeri olduğu teorisi geliştirilmiş. Ancak zamanımızda bu teori geçerliliğini yitirmiş durumdadır. Daha çok bugün kabul gören teori, şehrin 700’den fazla İnka asil ve din adamına ev sahipliği yapmış olduğudur. 1912 ve 1913 yıllarında Bingham, şehri ortaya çıkarmaya başladı. 1915’te Machu Picchu araştırmalarıyla ile ilgili bir kitap yayınladı. National Geographic Society’nin Nisan 1913 sayısını Machu Picchu şehrine ithaf etmesiyle meşhur oldu. Şehrin aslında 2 yıl öncesinden keşfedildiği; ama şehrin altınlarının ABD’ye götürülmesi için Bingham’ın zaman kazanmak istediği iddia edilmektedir. Diğer bir yerlilerin iddiası ise, köylülerin çoktan 1901 yılında şehri keşfetmiş olduğu ve Bingham’ın keşfinin tesadüf olmadığıdır. Machu Picchu Güney Amerika’nın en çok turist çeken yerlerinden biridir. Her gün günlük 2000 kişi ziyaret eder. UNESCO harabelerin zarar görmememesi için bu sayının en fazla 800 olmasını talep etmektedir.
  18. Doğu Anadolu’nun gözdesi: Kars farklı kültürlerin ve milletlerin buluşma noktası, ülkemizin güneşi ilk gören sınır kapısı, yaşadığı işgaller, ev sahipliği yaptığı milletler, kültürel yapısı ve sayısız özelliğiyle, sizi kelimenin tam anlamıyla büyüleyecek... Kars’tan 42 km uzaklıkta Ocaklı Köyü’nde yer alan Ani Tarihi Kenti gerçek bir tarihi hazine. Çin’den Venedik’e 6400km uzanan, dünyanın en önemli ticaret yolu olan İpekyolu‘nun üzerinde, Anadolu platosunun giriş kapısında, 10. yüzyılda Ermeniler tarafından inşaa edilen Ani, Anadolu’nun en zengin, en büyük ve etkileyici kenti olarak tarihe geçmiş. Ermeni Soyundan gelen Bagratlı Kral Aşot’un emri ile kurulan kale kent, başkent haline gelmiş. En parlak dönemini yaşadığı 11. yüzyılda nüfusu 100.000 kişiye ulaşmış. Ticari öneminin yanı sıra büyük bir dini önemi olan Ani, destanlarda ‘Binbir Kiliseli Kenti’ olarak geçiyor ve muhteşem kiliselere ev sahipliği yapıyor. Ani’nin manevi değeri Meryem Ana ve en büyük katedrali Meryem Ana’ya adanmış. Ayrıca İncil’in ilk dört bölümünün yazarı Matta, Markos, Luka, Yuhanna’ya adanmış insan, aslan, doğa ve kartal figürleri süsleyen kiliseleri var. Sadece Hristiyanlar için değil başka dinler için de önemli Ani Tarihi Kenti. Alpaslan’ın Anadolu kapısından girip yöreyi fethinden sonra, Türklerin Anadolu’da yaptığı ilk camii (1072) Ani’de. Ayrıca Anadolu’nun ilk Zerdüşt tapınağı Ateşgede yine Ani’de yer alıyor. Ayrıca Türklerin Anadolu’da yazdığı ilk kitabe de burada. Aslında Ani Kenti’ndeki kazırlardan, MÖ 900’lerde Urartu’lar döneminde şehir yapılanması olduğu anlaşılıyor. Hatta Ani ismini Urartular’ın yer tanrıçası An‘dan almış. Kentin olduğu tepenin altı ve vadi tabanlarındaki mağaralar ise yaklaşık MÖ 4500 yıllarından beri kullanılan yerleşim ve mezar alanıymış. Kendisini zapteden kavimler tarafından defalarca yenilenmiş ve askeri amaçla kullanılmış olan kent, 1064 yılına kadar Bizans’ın yönetimindeki Ermenilerin hükmünde kalmış ve bu tarihten sonra sırası ile Selçuklu, Gürcü, Moğol ve Osmanlı egemenliğine geçmiş ve 16.yy’a kadar zenginliğini ve önemini korumuş. Hem Ümit Burnunun keşfi ile İpek Yolu ticaret yolu olarak önemini yitirince, hem de Osmanlı 1575’de Karsta ki kaleyi güçlendirip merkez ilan edince, Ani terk edilmiş. Ve 16. yüzyılın sonundaki kuvvetli depremde çoğu bina yıkılmış. Zamanının En İhtişamlı Kentlerinden “Ani Harabeleri” (Kars) Arpaçay’in yakasına kurulmuş Ani şehri, 10- ve 13. Yüzyıl arasında, Bagratlı krallar Aşot ve II. Simbad döneminde 5 kilometre uzunluğunda çifte surlar ile çevriliymiş. Arpaçay’ın aktığı 100km’lik dik vadi adeta bir sur görevi gördüğü için, doğal koruma altındaki nehir kıyısına surlar yapılmamış. Nehir bugün Ermenistan ile Türkiye arasında doğal bir sınır görevi görüyor. Ani Kenti’ne savunma surlarının ortasındaki ana kapıdan geçerek girdiğinizde, ikinci sur hattı ile karşılaşıyorsunuz. Ve kente, Selçuklu döneminde üzerine eklenen Aslanlı taş kabartmasının bulunduğu kapıdan giriyorsunuz. Ani tarihi kentindeki yapılarda kullanılan taşlar volkanik kökenli granit, bazalt, andezit gibi taşlar. Bembeyaz karlar arasında yükselen kızıl ve boz renkli yapılar büyülü bir görüntü sergiliyor. Eğer saat yönünde Ani’yi dolaşırsanız önce Aziz Patrick Kilisesi’ni göreceksiniz. Bu kilisenin diğer isimleri Surp Amenap’rkitch, Halaskar, Prikitch veya yöre insanının verdiği isimle Keçeli Kilise. 1036 yılında yapılmış kilisenin kuzey cephesi yıldırım düşmesi sonucunda tamamen yıkılmış, yarısı yok ama kurtarmak için ciddi bir çalışma yapılıyor. Yapı siyah, beyaz ve gri taşlarla yapılmış. Sonrasında Doğu yönünde Arpaçay’a inen kayalıkların eteğinde Prens Tigran Honents’in yaptırdığı Surp Kirkor Kilisesi veya diğer adlarıyla Aziz Grigor veya Gregor Kilisesi, yöre insanının verdiği isimle Şirli Kilise’ye geliyorsunuz. Boz, kahve ve kızıl taşlarla yapılmış, güney nişleri ve kapısı yıkık kilisenin merdivenleri göz korkutsa da, içindeki muhteşem fresk süslemeleri görmek için inip çıkmaya değer. “Anadolu’daki İlk Türk Camisi”… Gezmeye devam, Ani Katedrali veya Azize Meryem Katedrali olarak bilinen, orjinal adı Surp Asdvadzadzin Katedrali olan yapıya geliyoruz. Katedral Ayasofya’nın yıkılan kubbesini onaran ünlü Ermeni mimar Trdat Mendet tarafından, 987-1010 yılları arasında, Yunan haçı planında inşaa edilmiş, ve 10.yy’ın ilk Gotik mimari örneklerinden. Kent Büyük Selçuklu’ya geçtikten sonra, 1064’de Alparslan tarafından Fethiye Camisine çevrilmiş. Dış cephe süslemeleri olan aslan ve kartal kabartmaları ile kitabeleri kısmen sağlam. İçeri girdiğinizde yüksek ve geniş salonla karşılaşıyorsunuz. Ani kentinin ayakta kalan en büyük yapısı olan katedralin kubbesi yıkılmış. Ana apsis içinden üst küçük odaya, rahip odasına çıkış bulunmakta. Bina kırmızı, siyah, kahverengi ve gri taşlardan yapılmış. Kırmızı taşın yarattığı görsellik ve işçiliği çok iyi. Yürümeye devam edince, Ani Kenti’nin doğu ucundaki Ebul Manuçehr Camisi ’ne geliyorsunuz. Büyük Selçuklu Devleti döneminde 1071–1072 yılında yapılan caminin pencereleri Arpa Çay’a ve Ermenistan topraklarına bakmakta. Alt kat önceden medrese olarak kullanılmış ve bir mezar bulunmakta, kapalı durumda. Cami Arpa Çay’a baktığı için minaresi yapılırken gözetleme kulesi gibi yüksek yapılmış, 99 basamakla çıkılıyor ama kapalı durumda. Yapıda kırmızı ve siyah taşlar kullanılmış. Bu caminin önemi, “Anadolu’daki İlk Türk Camisi” olarak kabul edilmesi. Ebul Manuçehr Camisi’nin hemen önünde, vadi tabanında Arpaçay üzerinde İpekyolu Taş Köprüsü bulunmakta. 900’lü yıllarda yapıldığı düşünülmekte. Köprünün iki taraftaki ayakları sağlam ancak kemerler yıkılmış. Ayaklarından birisi Türkiye’de diğeri Ermenistan’da, aradaki dere de iki ülkenin sınırını belirliyor. Köprüden camiye doğru gelen bir patika yol bulunmakta. 1038’de inşaa edilmiş, Surp Hovhannes Kilisesi veya diğer adlarıyla Aghjkaberd Kilisesi, Apostol Kilisesi, Aziz Ioannes Kilisesi, Kız Kalesi Kilisesi, Kız Kalesi, Zak’aria Kilisesi de denilen yapıyı dışarıdan görüyorsunuz. Kırmızı, sarı ve kahverengi taşlar kullanılmış bina 1960 depreminde ciddi hasar görmüş ve içine girilmiyor. Kentin güneyinde Arpa Çay’ın geçtiği derin vadinin karşı yamaçlarında mağaralar ve küçük kale görünmekte. Kentin güney ucunda uçurumlarla çevrili bir alanda kayalıklar üzerinde ulaşılması çok güç bir manastır bulunuyor. 1215 tarihli Bakireler (Rahibeler) Manastırı, Ani’nin ayakta kalan tek manastırı. Gürcü Kilisesi… Yolu takip ediyoruz, bizi kentin batısına, Bostanlar Deresi’ne bakan yamaca, Abul Hamrants Kilisesi’ne getiriyor. Diğer isimleri Ebul Garip Kilisesi, Polatoğlu Kilisesi ve Aziz Grigor–Gregor Kilisesi. 994 yılında Pahlavuni ailesi yaptırmış. Kırmızı, siyah ve kahverengi taşlarla inşa edilen kilisenin dışı onikigen, içi altı yapraklı yonca şeklinde. Yolu takip ederek giriş yaptığımız Aslanlı Kapı’ya doğru gidiyoruz. Surp Arak’elots Kilisesi diğer adlarıyla Aziz Havariler Kilisesi, Apostle Kilisesi’ni görüyoruz. 1031 yılında Pahlavuni ailesi yaptırmış. Kilise bir dönem kervansaray olarak da kullanılmış. Kırmızı, sarı ve kahverengi taşlar kullanılmış. Kapıya doğru ilerlediğinizde, yanınızda Ateşgede denilen, Zerdüşt Tapınağı–Ateş Tapınağı. Yapının 4. yüzyılda yapıldığı düşünülmekte, üstü ve duvarları yıkık. Ayakta kalan parçaları yuvarlak 4 adet sütun. Gürcüler Ani Kenti’ni 1161 yılında ele geçirdikten sonra dış duvarlar örülmüş ve kilise olarak kullanılmış. Kırmızı, siyah ve sarı taşlar kullanılmış. Ateşgede’den sonra kapıya doğru solunuzda Gürcü Kilisesi bulunmakta, diğer adı Surp Stephanos Kilisesi. Sadece bir duvarı ayakta duruyor. 1200’lü yılların başında (1161 ile 1218 yılları arasında) yapıldığı düşünülüyor. Kırmızı ve gri taşlar kullanılmış. Aslanlı Kapı’dan nehre doğru giden orta yol üzerinde ise tarihi bir caminin yıkılan minaresinin içinde yan yatmış merdivenleri görebiliyorsunuz. Ani Şehir Surlarına giden yol boyu zamanında pazar yeri ve dükkanların bulunduğu alan. Tandır fırınları, taş yığma yapıların depo odaları görülebiliyor. Ortaçağ Ermeni kilisesi Kızıl Kilise’de görülmeye değer… Ayrıca kentin kuzeybatı ucunda Selçuklu Sarayı yer alıyor, harap bir durumda olsa da sahip olduğu taş işçiliğiyle hala dikkat çekici. Yapım yılı kesin olarak bilinmese de, Selçukluların Ani bölgesini fethettikleri dönemde 12. yüzyıl eserlerinden biri olduğu tahmin ediliyor. Dikdörtgen planda bir salon ve çevresindeki odalardan oluşuyor sarayın geometrik yıldız motifleri ve mozaik taç kapısı Selçuklu taş ustalığının çok güzel bir örneği. Ayrıca kentin batısında 990-1020 arasında inşa edilen ve sadece birkaç sütunu ayakta kalan Gagik Kilisesi, karmaşık planı ile ön plana çıkan 1031 tarihli Havariler Kilisesi yer alıyor. Kente girdiğimiz Aslan Kapı’sından çıkıyor ve kapının dışında Ocaklı Köyü çocukları, ellerinde kendi işledikleri yün örgü işleri, yüzlerinde kocaman gülümsemeleri ile karşımıza çıkıyor, ve tabii ki el işlerini onurlandırmadan edemiyoruz. Eğer zamanınız varsa Ani’nin 15 km kuzeyinde Yağıkesen köyündeki, tamamen orijinal hali ile ayakta kalabilen görkemli Ortaçağ Ermeni kilisesi Kızıl Kilise’de görülmeye değer bir kilise. Büyük bölümü toprak tarafından yutulmuş bir kısmı da yağmalanmış Ani Tarihi Kenti, gerekli ilgi ve özen gösterilmediği için harcadığımız tarihi bir miras. Ani Harabeleri şeklinde hitap edilmesi ise bu enfes tarihi şehre karşı büyük bir ayıp. Yaklaşık 5 km x 8 km büyüklüğündeki şehirdeki hasar görmüş yapılar restore edilirse ortaya bir şaheser çıkacak, ve turizm açısından bir hazineye kavuşacağız. Kaynak: yolculukterapisi.com
  19. Türkiye Futbol Federasyon Başkanı Nihat Özdemir, bugün yapılan TFF Yönetim Kurulu Toplantısı'nın ardından ertelenen liglerle ilgili açıklamalarda bulundu. Başkan Özdemir, basın mensuplarının katılımı ve video konferans aracılığıyla gerçekleşen toplantının başında bir açıklamada bulundu. Özdemir'in açıklamasının tam metni şöyle: İnsanlık tarihinin en zorlu dönemlerinden birisini yaşıyoruz. Çin'de ortaya çıkan koronavirüs salgını, bütün dünyayı sardı ve 5 ay geçmesine rağmen etkisini hala sürdürüyor. Bu süreci birlik beraberlik içerisinde en az kayıpla atlatmaya çalışıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti olarak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde bu felakete karşı her türlü tedbiri zamanında alarak dünyaya örnek bir mücadele gösterdik. Pandemiyle savaşımızda her gün daha iyiye doğru gidiyoruz. Ancak tedbirlerden hiç vazgeçmeden, mücadeleyi asla bırakmadan yolumuza devam etmemiz gerekiyor. Yaşanan bu süreçten Türk futbolu da haliyle etkilendi. Devletimizin aldığı kararlarla sportif tedbirleri dünyada en hızlı şekilde alan ülkelerin başında geliyoruz. Türkiye'de 11 Mart'ta ilk vakanın görülmesinin ardından maçlarımızı seyircisiz oynattık, ilk ölümlü vakalar sonrasında da liglerimizi erteledik. Allaha şükürler olsun ki, o dönemde sahalarımızda virüs çıkmadı. Şimdi 1.5 ay gibi bir zaman geçti. Futbol ailesi olarak hem dayanışma hem önlemler konusunda gerekli tüm adımları attık. Türkiye Futbol Federasyonu olarak virüse karşı kararlı mücadelemizle önemli bir yol aldık. Devletimizin kararlarına harfiyyen uyduğumuz gibi futbola dönüş için Sağlık Kurulumuz çok önemli bir çalışma gerçekleştirdi. Futbolun oynanabilmesi için tüm tedbirleri içeren bir protokol hazırlandı. Bunun birinci kısmını kamuoyu ile paylaştık, müsabaka evresini de en kısa sürede kulüplerimize ve kamuoyuna duyuracağız. Bugüne dek en sağlıklı şekilde liglerimizin tamamlanması yönünde çaba gösterdik. "Önce sağlık" anlayışımızdan hiç vazgeçmedik. Hep Türk futbolunun selametini düşünerek hareket ettik. Futbolumuzun bu krizden en az şekilde etkilenmesi için elimizden geleni yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Bu süreçte Gençlik ve Spor Bakanımız Sayın Dr. Mehmet Muharrem Kasapoğlu ile toplantılar yaptık, Süper Lig, 1. Lig, 2. Ve 3. Lig kulüplerimizin fikirlerini aldık. Sağlık Bakanlığı, Bilim Kurulu başta devletimizin tüm kurumları ile istişare içinde süreci değerlendirdik. UEFA ve FIFA ile görüşmeler yaptık. Gerekli düzenlemeleri yaptık. En son Sağlık Bakanımız Sayın Fahrettin Koca ile bir görüşme gerçekleştirdik. Kendisine bizleri kabul ettiği, değerli bilgilerini paylaştığı için teşekkür ediyorum. Sayın Koca, gerçekten zor bir görevi başarıyla yürütüyor, verdiği mücadele ve duruşu ile hepimize örnek oldu. Kendisini kutluyor, başarılarının devamını diliyorum. Bugün de Yönetim Kurulu toplantımızı yaptık. Devletimizin tüm kurum ve kuruluşlarıyla hazırladığı Normalleşme Planı kapsamında değerlendirmelerde bulunduk. Görevimizin zorluğunu ve sorumluluğumuzu biliyoruz. "Ligleri 12-13-14 Haziran haftasında başlatma kararı aldık" Tüm şartları göz önünde bulundurarak bir yol haritası çizdik. Bütün kamuoyunun da merakla beklediği kararımızı şimdi sizlere duyurmak istiyorum. Şimdilik olmak kaydıyla, elimizde değişik senaryolarımız da bulunmakla birlikte ertelenen Süper Lig, TFF 1. Lig, 2. Lig, 3. Lig ve Bölgesel Amatör Liglerimizi 12-13-14 Haziran haftasında başlatma kararı aldık. Bu kararımızla liglerin belirlediğimiz takvimde oynanması için Sağlık Bakanlığımıza müracaat edeceğiz. Sağlık Bakanlığımız da konuyu bugüne kadar değerli çalışmalara imza atan Bilim Kurulumuza havale edecek. Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu, beraber yapacakları çalışmalar sonrasında müsabakaların nasıl ve hangi şartlarda oynanacağına karar verecek. Bu süreçte Bilim Kurulu'nun Sağlık Kurulumuzla beraber yapacağı değerlendirmeleri de içeren sürecin sonunda ortaya çıkacak esasları tüm kulüplerimize bildireceğiz. Bilim Kurulumuz bu çalışmalarını yürütürken biz de Futbol Federasyonu olarak Süper Lig, TFF 1. Lig, 2. Lig ve 3. Lig ile Bölgesel Amatör Liglerimizdeki kulüplerimizi temsil eden Kulüpler Birliği Vakfı ve dernekleri ile görüşmeler yapmaya başlayacağız. Tüm istişarelerimizi yapıp Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu'nun maçların nasıl oynanacağına dair kararı çerçevesinde ligleri başlatacağız. Devletimizin tüm kurumlarının desteğiyle sezonu tamamlamayı hedefliyoruz. Antrenmanlarına başlayan kulüplerimizin bu zaman zarfında hazır hale geleceğine inanıyoruz. Hiçbir şeyin eskisi olmayacağını biliyoruz ama yeni dönemi de fırsata çevirmek istiyoruz. Bu nedenle, sağduyu içerisinde kararlara saygı duyarak, bireysel ve toplumsal tüm sorumluluklarımızı yerine getirerek bunu başaracağımızdan eminiz. İnşallah liglerimizi en güzel şekilde temmuz ayı sonunda tamamlayacağız, kupalarımızı sahada vereceğiz ve ağustos ayında da UEFA Şampiyonlar Ligi finaline ülkemize yakışır şekilde ev sahipliği yaparak sezonu taçlandıracağız. Aldığımız kararlarımızın ülkemize ve Türk futboluna hayırlı olmasını diliyorum.   Hiçbir virüse meydanı bırakmayacağımızı belirterek hepinize saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum. Başkan Nihat Özdemir, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
  20. 2020 ilk çeyreğine ilişkin mali finansal raporunu açıklayan ABD merkezli video oyunu yayıncısı Electronic Arts (EA), bazı oyunların ücretsiz olarak PlayStation 5 ve Xbox Series X güncellemeleri alacağını duyurdu. Şirket ayrıca, bir yıl içinde 14 yeni oyun çıkarmayı planladığını da açıkladı. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki (ABD) video oyunu satışları, yeni tip koronavirüs salgını nedeniyle uygulanan tecritlerin milyonlarca insanı eve hapsetmesinin bir sonucu olarak son iki ay içinde muazzam düzeyde arttı. Öyle ki, mart ayında online satışlar, son 10 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Oyun dünyasının önde gelen yayıncılarından Electronic Arts (EA), 31 Mart 2020'de sona eren birinci çeyrek ve tam yıl için mali sonuçlarını açıkladı. Buna göre, Amerikalı şirketin 2019’da dijital platformları üzerinden yaptığı satışlar, bir önceki yıla göre yüzde 9 artışla 4 milyar dolara yükseldi. Bu gelir, şirketin geçtiğimiz yılki toplam satış hacminin yüzde 78’ini temsil ediyor. Mayıs 2020-Nisan 2021 arasında 14 yeni EA oyunu gelecek Amiral gemisi yapımı FIFA 20’nin 25 milyondan fazla oyuncuya ulaştığını belirten EA, popüler Amerikan futbolu oyunu Madden NFL 20’nin ise seri tarihinin en yüksek oyuncu sayısına ulaştığını söyledi. PUBG ve Fortnite gibi yapımlarla rekabet halinde olan Battle Royale oyunu Apex Legends’ın geçtiğimiz yıl PS4'te en çok indirilen ücretsiz oyunlar arasında yer aldığını ifade eden şirket, Star Wars Jedi: Fallen Order’ın ise 10 milyon oyuncu barajını geçtiğini açıkladı. 2020'nin ilk çeyreğinde 498 milyon dolar kar bildiren EA, yılın tamamında ise 1.7 milyar dolar kar sağladığını duyurdu. Rapor hakkında değerlendirmelerde bulunan EA Genel Müdürü Andrew Wilson, geçen hafta Google Stadia ile yaptıkları duyuruyu temel alarak oyun gamını daha fazla dijital dağıtım kanalında sunmayı planladıklarını ifade etti. Bazı EA Games oyunları, PlayStation 5 ve Xbox Series X için ücretsiz yükseltmelere sahip olacak Mayıs 2020-Nisan 2021 arasındaki dönemde, en az dördü mevcut serilerin devam halkaları olmak üzere toplam 14 yeni oyun yayınlayacaklarını belirten Wilson, bazı oyunların PlayStation 5 ve Xbox Series X için ücretsiz yükseltmelere sahip olacağını belirtti. Wilson, kısa bir süre önce yaptığı açıklamada, Apex Legends’ın 2020 yılında yeni platformlar ve yeni bölgelerde yayınlanacağını duyurmuştu. Geçtiğimiz hafta ise geliştirici stüdyo Respawn Entertainment’ın yayınladığı bir iş ilanı, PlayStation 5 ve Xbox Series X'e gelebileceğine işaret etmişti. EA ayrıca EA PlayLive 2020'nin tüm dünyayı kasıp kavuran koronavirüs pandemisi nedeniyle 11 Haziran’da dijital olarak gerçekleştirileceğini duyurdu. Önemli lansman ve gelişmelere sahne olacak etkinlikte, Star Wars: Project Maverick ve FIFA 21 gibi merakla beklenen pek çok yapımdan haber almayı umuyoruz.
  21. BORA "Bora" balistik füzeleri operasyon kapsamında ilk kez kullanıldı. İşte yerli yapım Bora'nın öne çıkan özellikleri... Roketsan tarafından geliştirilen Bora füzesi 610 mm çaplı. Sistem, yüksek teknoloji ürünü seyrüsefer ve otomatik tevcih sistemleri sayesinde at ve uzaklaş taktiğini başarıyla uyguluyor. Sistem, farklı marka ve modellerde araç, telsiz, güç sistemi, seyrüsefer sistemi gibi alt sistemlere sahip olacak şekilde kullanıcının lojistik altyapısı ve ihtiyaçlarına göre farklı versiyonlarda tasarlanabiliyor. MİLLİ İNSANSIZ KARA ARACI PROTOTİPİ GELİŞTİRİLDİ Savunma Sanayii Başkanı Demir, ''1, 3 ve 6 kg ağırlığında üç tip Hafif Sınıf İnsansız Kara Aracı prototipi yerli olarak geliştirildi'' dedi. Savunma Sanayii Başkanı Demir açıklamasına, ''İnsansız teknolojiler üzerinde çalışmalarımız sürüyor'' şeklinde başladı. Demir açıklamasına, ''Mağara, meskûn mahal, çok katlı bina, geniş arazi operasyonlarında güvenlik birimlerimizin minik yardımcıları olacaklar'' şeklinde devam etti. İşte Hafif Sınıf İnsansız Kara Aracı'nın özellikleri... Yüzde 60 eğilimli yerlerden tırmanabiliyor. Uzaktan kontrol edilebiliyor. Menfez geçişi bulunuyor. Merdiven çıkabiliyor. Alternatif silah modülü bulunuyor. Keşif ve gözetleme modülüne sahip. Sudan geçebiliyor. ASELSAN tarafından geliştirilen Deniz Elektronik Harp Süiti'nin fabrika kabul testlerinden ilki başarıyla tamamladı. Türk Silahlı Kuvvetleri, Çok Maksatlı Amfibi Hücum Gemisi (LHD) TCG Anadolu Projesi ile anavatandan uzak coğrafyalarda, insani yardım harekatından muharip olmayanların tahliyesine, arzu edilen bir bölgede kara harekatı icra edilebilmesinden başka ülkelerin üslerine bağımlı olmadan hava harekatı yapabilme imkanına kadar uzanan geniş bir yelpazede önemli yetenekler kazanacak. ASELSAN'IN 'KÜÇÜK ASKER'İ GÖRÜCÜYE ÇIKTI ASELSAN, bir süredir üzerinde çalıştığı akıllı Nano İnsansız Hava Aracı'nı (İHA) TEKNOFEST İstanbul Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali'nde (TEKNOFEST İstanbul) görücüye çıkardı. Araç keşif, gözetleme ve istihbarat amaçlı olarak açık ve kapalı mekanlarda görev icra edebilmek amacı ile geleştirildi. Nano İHA Proje Yöneticisi Yusuf Ziya Kotil, "Asgari 25 dakika havada kalma süresine sahip. 1,5 kilometre mesafeden gerçek zamanlı görüntü aktarma kabiliyeti bulunuyor. Bunlara ilave diğer özellikleriyle kendi boyut ve ağırlık limitleri dahilinde piyasadaki emsal ürünlere kıyasla performans özelliklerinin daha iyi olduğunu söyleyebiliriz." ifadelerini kullandı. TÜRK MÜHENDİSLER 3 AYDA LAZER SİLAHI YAPTI TÜBİTAK Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi (BİLGEM) mühendisleri Star Warsfilmlerinde kullanılan ışın silahlarına benzer lazer silahları geliştirdi. 50 kişilik Ar-Ge ekibi tarafından ordunun talebi üzerine 3 ay içinde prototip olarak üretilen Tüfeğe Monte Lazer Silahı, Milli Piyade Tüfeği (MPT) 76'ya monte edilerek kullanılabiliyor. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'nda (IDEF) tanıtılan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın incelediği Tüfeğe Monte Lazer Silahı'nın Proje Yöneticisi Doç.Dr. Aydın Yeniay, lazer silahı hakkında bilgi verdi. Bir süredir lazer silahı teknolojileriyle ilgili araştırma ve geliştirme çalışması yürüttüklerini anlatan Yeniay, Geliştirdikleri Tüfeğe Monte Lazer Sistemi ile Milli Piyade Tüfeği - MPT76'ya lazer silahı işlevini de kazandırdıklarını söyleyen Yeniay, şu bilgileri verdi: "Tüfeğe Monte Lazer Sistemi'ni bir çanta içerisinde taşınabilen ve 30 dakika içinde şarj olabilen yapıda geliştirdik. Lazer silahımız 180 atımlık. Lazeri, odaklayıcısı, optiği ve bütün kontrollerini milli olarak geliştirdiğimiz lazerimizi yine milli silahımız olan MPT 76'ya entegre ettik. Lazer silahımız 100-150 metre mesafeden 1 milimetre çelikleri delebiliyor. Yalnızca lazer gücüyle çalışıyor ve silahın diğer özelliklerini hiçbir şekilde etkilemiyor. Diğer silahın üzerine standart arayüzlerle ekleyebiliyoruz. Lazer sistemi de sırt çantasına sığabiliyor. taşınabilmesi çok önemli. Hem taşınabiliyor hem şarj edilebiliyor." Yeniay, silahın Türk mühendisliğinin başarısı olduğuna dikkati çekerek, "Dünyada bu güçte taşınabilir ilk lazer silahını geliştirdik. Şu anda Türk Silahlı Kuvvetleri'nde kullanımda yok. Yakında olacak." dedi. ZAHA İLK ÇIKARMASINI IDEF'TE YAPTI Türk savunma sanayi firması FNSS Savunma Sistemleri'nin Zırhlı Amfibi Hücum Aracının (ZAHA) ön prototipinin tanıtımı yapıldı. FNSS üst yöneticisi Nail Kurt, 14. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'nda (IDEF 2019) bulunan FNSS standında gerçekleştirilen lansmanda ZAHA gibi araçları az sayıda ülkenin üretebildiğini söyledi. Kurt, Türk Deniz Kuvvetleri'nin 20. yüzyıl muharebe alanı gereksinimleri uyarınca ortaya çıkmış bir ihtiyaç olan ZAHA'nın, havuzlu çıkarma gemilerinde konuşlandırılacağını belirtti. Nail Kurt, "Belirlenen ihtiyaçlar çerçevesinde Savunma Sanayii Başkanlığı ve FNSS arasında imzalanan ZAHA projesi kapsamında tasarım ve üretim yapılacak. Bu sözleşme kapsamında 27 adet araç teslim edilecek, bu araçlardan 23'ü personel taşıyıcı, 2 âdeti adet komuta kontrol, 2 adeti de kurtarma aracı. Sözleşme şartları gereği teslimatlar 2021'de başlayacak 2022'de tamamlanacak." dedi. Aracın testlerinin gelecek sene tamamlanacağının altını çizen Kurt, istekler gereği 15 deniz miline kadar denizde hareket kabiliyeti olduğunu dile getirdi. Kurt, içlerinde 21 personelle, yine tanımlanan hızlarda personel koruma altında sahile çıkacağına işaret ederek, sahilde ve karada bir zırhlı personel taşıyıcıyla kara harekatına devam edeceğini anlattı. Bu aracın NATO'da sadece bir ülkede olduğunun altını çizen Kurt, "Başka bir projeden uyarlanmış bir araç değil. Mayın ve balistik koruması, personel taşıma kapasitesi, kara ve deniz harekatında diğer rakiplerinden daha üstün bir araç." diye konuştu. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkan Yardımcısı Mustafa Şeker de, ZAHA gibi büyük projeleri program olarak gördüğünü ve bu tür projelerde birçok KOBİ'nin de katkısının olduğunu söyledi. TANKLAR YERLİ FÜZE TANOK ILE VURACAK Türkiye'nin roket ve füze alanındaki lider şirketi ROKETSAN ise, tank mühimmatı Tanok'u ilk kez 14'üncü Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'nda (IDEF'19) sergiliyor. 120 milimetre Lazer Güdümlü Füze Tanok, tanklar ve diğer yüksek kalibre namlulu silahlarda kullanılan geleneksel topçu mühimmatlarına alternatif olacak, yenilikçi bir seçenek olarak geliştirildi. Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) lazer güdümlü tanksavar topçu mühimmatı ihtiyacının karşılanması amacıyla tasarlanan Tanok, düşük ağırlığı ve kullanıcıya zarar vermeyen fırlatma motoru sayesinde portatif olarak kullanılabilme veya kara araçlarından atılabilme kabiliyetine sahip bulunuyor. Modern muharebe sahasının ihtiyaçlarına; yüksek etkinlik, hassasiyet ve maliyet etkin bir çözüm sunmak üzere geliştirilen Tanok, mevcut tanklar tarafından kullanılmaya uygun bir mühimmat seçeneği sunuyor. İŞTE YENİ YERLİ TAARRUZ HELİKOPTERİ ATAK-2'NİN İLK FOTOĞRAFI Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ (TUSAŞ), Atak-2 adlı ağır sınıf taarruz helikopterinin tam boy bir modelini Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'nda (IDEF'19) ilk kez gün yüzüne çıkaracak. 22 Şubat tarihinde TUSAŞ ile Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) arasında imzalanan anlaşma ile çalışmalarına başlanan helikopter böylece ilk kez tam olarak görülmüş olacak. BOĞAÇ Dünyada sadece ABD'de olduğu belirtilen insansız kara aracının benzeri yerli ve milli imkanlarla Ankara'da Türk firması tarafından üretildi. 'BOĞAÇ' adı verilen 6x6 insansız kara aracı, en zorlu arazi koşullarında zorlanmadan ilerliyor, üzerindeki 'Atış Tespit Sistemi' ile düşman ateşini tespit edip, yine üzerindeki 'Uzaktan Komutalı Silah Kulesi' ile hedefi ateş altına alabiliyor. Firma sahibi Ferhat Uğur, ilk defa Uluslararası Savunma Sanayi Fuarı'nda (IDEF) sergilenen BOĞAÇ'ın sınır ötesinde ve sınırda, hatta talep edilen tüm özel alanlarda görev yapabileceğini söyledi. Ferhat Uğur, daha önce de Türk güvenlik güçlerinin ihtiyaçları doğrultusunda insansız bomba imha, mayın tarama ve silahlı operasyon robotları ürettiklerini belirterek, dünyada otonom sistemlere geçişin şart olduğunu ifade etti. ABD'nin Meksika sınırında artık otonom araçlar kullandığına dikkat çeken Uğur, şöyle devam etti: "Türkiye'de emniyet güçlerimiz bu tarz otonom araçlar kullanmak yerine bu görevi kendileri yapıyorlar. Bu bize bir yük getiriyor. Her türlü hava şartlarında silah taşıyoruz, mühimmat taşıyoruz, dolayısı ile biz onların yükünü hafifletmek istedik. Bu yüzden bir otonom araç yaptık. Üzerinde yük taşıyabiliyorsunuz. Biz bunu '6x6 teknolojik bir katır'a benzetiyoruz. İçinde gömülü bir silah sistemi var. Dünyadaki rakiplerinde silahlar hep gövdeye monte edilmiş ve bu sebeple düşman tarafından ele geçirildiği durumlar olabiliyor. Biz, silahı içine gömelim gerektiği zaman eğer üzerine gelen bir mermi veya saldırı varsa silahlar anında dışarı çıksın ve gerekli işlemi yapsın istedik." GÖKSUNGUR TÜRKİYE'NİN EN HIZLI İHA'SI OLACAK TUSAŞ Genel Müdürü Temel Kotil, daha önce parça üreten Türk savunma sanayisi şirketlerinin bunun yanında artık kendi ürünleri için çalıştıklarını söyledi. Airbus, Boeing, Lockheed Martin gibi havacılık devlerine parça ürettiklerini ve yılda yarım milyar dolar ihracat yaptıklarını belirten Kotil, bu yıl 2,6 milyar dolar ciro hedeflediklerini ve bunun büyük kısmını kendi ürünleriyle yapacaklarını bildirdi. "380 KİLOMETRE HIZLA UÇUYOR" 14'üncü Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'nda (IDEF'19) ilk kez sergiledikleri İHA Aksungur'un ismini saatte 180 kilometre hızla uçan "doğan"dan aldığını vurgulayan Kotil, "Bir de bunun Göksungur'u var, o da 380 kilometre hızla uçuyor. Daha sonra o da gelecek inşallah. Bu 2 motorlu İHA'yı 18 ayda bitirdik. Bu da şunu gösteriyor, geçmiş yıllarda bunun katları süren zamanlardan daha kısa bir sürede yapabiliyoruz, çok daha az bütçeler gerekiyor, demek ki ustalaşmaya başladık. Bu fuar da ustalık fuarı." dedi. Aksungur'un 1 numaralı uçağının uçtuğunu, sergilenen 2 numaralı uçağın fuardan sonra uçmaya başlayacağını dile getiren Kotil, "İlk 2 uçağı test uçuşlarında kullanıyoruz, 3'üncüyü de inşallah sene bitmeden kuvvetlerimize teslim etmiş olacağız. Bu 750 kilogram yük taşıyor. Görevdeki Anka İHA'larımız 200 kilogram taşıyordu, arada büyük fark var. Tabii bomba, dedektör, kamera olsun ne kadar çok askeri malzeme havaya kaldırırsanız, o kadar etkin oluyor." diye konuştu. TÜRKİYE'NİN ELEKTRİKLİ ZIRHLISI İLK KEZ ARAZİYE ÇIKTI Türkiye'nin global kara sistemleri üreticisi Otokar'ın, savunma sanayisindeki iddiasını farklı bir boyuta taşıyan Akrep II ürün ailesine yönelik çalışmaları sürüyor. Ailenin ilk üyesi, aynı zamanda Türkiye'nin ilk elektrikli zırhlı aracı "Akrep IIe" araziye çıkmaya başladı. Koç Topluluğu şirketlerinden Otokar, 1995'te geliştirdiği, yurt içinde ve ihracat pazarlarında kendini kanıtlayan Akrep zırhlı araç ailesini baz alarak tasarladığı yeni nesil Akrep II zırhlı araç ürün ailesini ilk kez bu yılki 14'üncü Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'nda (IDEF'19) tanıttı. NATO ve Birleşmiş Milletlerin tedarikçisi olan Otokar’ın, savunma sanayisinde güncel beklenti ve gelecekteki tehditlere karşı bilgi birikimi ve yüksek teknolojiyi kullanarak geliştirdiği yeni nesil Akrep II, gelişmiş özellikleriyle modern orduların tüm beklentilerini karşılayacak. Otokar'ın zırhlı keşif ve silah platformu olarak tasarladığı Akrep II 4x4 yeni nesil zırhlı araç ailesi, düşük silueti ile orduların güncel ve gelecek ihtiyaçlarına cevap verebilmek için tasarlandı. Her arazi koşulundaki hareket performansının yanı sıra eşsiz manevra kabiliyetine sahip araç, elektrik, dizel ve hibrit gibi alternatif güç gruplarının kullanılmasına imkan verebilecek bir altyapı üzerine inşa edildi. Güç üretim ve aktarma sistemleri, sensörler, bilgisayarlar, haberleşme ve hedefleme sistemlerinin tek bir sistemde entegre edildiği Akrep II, otonom araçlara doğru geçişi hızlandıracak bir altyapı sunuyor. SİLAHLI KUVVETLERE MİNYATÜR FÜZE ROKETSAN, füze ürün ailesinin en yeni üyelerinden olan Yatağan Füze Sistemi’ni,14'üncü Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'nda (IDEF'19) tanıttı. Tek piyade tarafından mevcut bombaatar silahlarıyla kullanılabilecek şekilde tasarlanan Yatağan, meskun mahal muharebelerine; hassasiyet, menzil ve hedefe yönelmiş tahrip gücü getiriyor. Yatağan, hafifliği ve hassasiyeti ile insansız kara, deniz ve mini insansız hava araçlarının da silahı olabilecek. BMC'DEN ASKERİ SÜRÜCÜSÜZ ARAÇ Türkiye'nin zırhlı kara aracı üreticilerinden BMC, 14. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'nda (IDEF'19) Çok Amaçlı Zırhlı Araç Amazon'un yeni teknolojilerle otonom sürüş yeteneği kazandırılan prototipini ilk kez sergiledi. BMC'nin Sakarya Karasu Fabrikası'nın temel atma töreninde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a tanıtılan Amazon, monokok gövdesi ve özel V tabanıyla mayın, balistik ve el yapımı patlayıcılara karşı uluslararası standartlara koruma seviyesine sahip bulunuyor. Amazon, üstün koruma özellikleri ve geniş kullanım alanlarının yanı sıra kullanıcılarına yüksek manevra kabiliyeti sunuyor. Günümüz meskun mahal ve asimetrik savaş ortamları için özel olarak geliştirilen araç, BMC’nin yenilikçi teknolojilerini hayata geçirdiği özel proje olarak dikkati çekiyor. Amazon 4x4 Çok Amaçlı Zırhlı Araç, insansız ve uzaktan kumandalı olarak da görev yapabiliyor. Son olarak Kara Kuvvetleri Komutanlığının ihtiyaçları dikkate alınarak, Askeri Sürücüsüz Araç Prototipi Projesi başlatıldı. Proje kapsamında sahada kendini kanıtlayan uzun menzile sahip Amazon'un tam otonom versiyonu sunuluyor. Elektronik Kontrollü Sürüş Sistemi'ne ve başta gerçek zamanlı haritalama ve yapay zeka ile çevre farkındalığı gibi teknolojilere sahip olan araç, tanımlı koşullar altında herhangi bir müdahale olmaksızın otonom sürüş gerçekleştirebilecek. Askeri Sürücüsüz Araç Prototipi, opsiyonel olarak uzaktan bir operatör müdahalesi ile de görev yapabilecek. Araç, girilmesi zor ve tehlikeli yerlerde, silahlı kuvvetler için veya yardım amaçlı askeri ve sivil görevlerde risk olmaksızın kullanılabilecek. ATAK'A YERLİ TOP GELİYOR TUSAŞ tarafından üretilen ve Pakistan ile imzalanan ihracat sözleşmesinin ardından Latin Amerika ülkelerinin de dikkatini çeken yerli Ağır Sınıf Taarruz Helikopteri ATAK'ın burun kısmında yer alan 20 mm'lik toplar, artık Türkiye'de üretilecek. SÖZLEŞME İMZALANDI Savunma Sanayi Başkanlığı, 'Cumhurbaşkanlığı İkinci 100 Günlük İcraat Programı'nda yer alan '20 MM Top Geliştirilmesi Projesi için TR Mekatronik Sistemler AŞ ile sözleşme imzalandı. 30 AY İÇERİSİNDE TAMAMLANACAK Projeye göre, 20 mm burun topunun tüm kritik alt sistemleri ve bileşenleri yurtiçinde tasarlanacak ve 30 ay içerisinde prototipler üretilecek. FARKLI PLATFORMLARDA DA KULLANILACAK Seri üretime geçilmesinin ardından sistem farklı kara, hava ve deniz platformlarından da kullanılacak. Kendi sınıfının en etkili taarruz helikopteri olan Atak, Brezilya'da yaptığı uçuşlarla beğeni topladı. Alınan bilgiye göre, Brezilya Kara Havacılık Komutanlığının Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ (TUSAŞ) tesislerinde gerçekleştirdiği Atak test ve değerlendirme faaliyeti sonrası, helikopterin Brezilya’da performans sergilemesi kararlaştırıldı. Brezilya Kara Havacılık Komutanlığı ile yapılan koordinasyon sonucunda, 25-28 Mart arasında Rio de Janeiro'daki 12. LAAD Savunma ve Güvenlik Fuarı öncesi, T129 Atak Brazil Roadshow için gerekli planlama yapıldı. Böylece, Sao Paulo'daki Forte Ricardo Kirk Kara Havacılık Komutanlığında 26 Mart ve Başkent'teki Brasilia Askeri İtfaiye Merkezi Operasyonel Havacılık Bölümünde 28 Mart'ta iki ayrı uçuş performansı sergilendi. Atak, aynı günün akşamı Türkiye'nin Brasilia Büyükelçiliği bahçesine indirildi. Roadshow kapanış resepsiyonu kapsamında Büyükelçiliğin bahçesinde Atak helikopterinin statik gösterimi yapıldı. Etkinliğe, üst düzey Brezilyalı askeri ve sivil yetkililer ile yabancı misyon temsilcileri katıldı. Ayrıca davetli büyükelçiler ve tüm askeri ataşelere hem TUSAŞ hem de Atak helikopteri tanıtıldı. Taubate'de 25 Mart'ta başlayan roadshow çerçevesinde, Atak helikopteri 11 pilot tarafından, 22 sorti ile yaklaşık 18 saat uçuş yaparak, bin 360 mil katetti. Rio de Janeiro kentinin simgelerinden olan Kurtarıcı İsa heykeli etrafından da uçan Atak, performansıyla pilotların ve izleyicileri beğenisini kazandı. YERLİ HAVA SAVUNMA SİSTEMİNDE YENİ BAŞARI Aksaray atış alanında Savunma Sanayii Başkanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri, ASELSAN ve ROKETSAN temsilcilerinin katılımıyla düzenlenen atışlarda yeni bir aşama daha başarıyla gerçekleştirildi. Gelişmeyi Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, sosyal medya hesabı Twitter üzerinden duyurdu. Hisar-A'nın (alçak irtifa) 2021'de, Hisar-O'nun (orta irtifa) 2022'de silahlı kuvvetlere teslim edilmesi planlanıyor. YERLİ FÜZE SİSTEMİ 'SİPER' İÇİN İLK ADIM Milli Savunma Bakanlığı Halkla İlişkiler Daire Başkanlığınca 2018 içinde ve yıl sonundan itibaren bugüne kadar geçen sürede meydana gelen olaylarla ilgili bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Milli Savunma Bakanlığı'nca hazırlanan metni okuyan Tanıtım Subayı Deniz Binbaşı Nadide Şebnem Aktop, yerli ve milli uzun menzilli hava ve füze savunma sistemi Siper için ilk adımın atıldığını söyledi MİLLİ İHA'LARA GEZİCİ ÜS Türk savunma sanayisinin insansız hava aracı/silahlı insansız hava aracı (İHA/SİHA) üreticisi Baykar, araçların ve üzerlerindeki faydalı yüklerin komuta edildiği yer kontrol istasyonu için mobil çözüm geliştirdi. Baykar, son dönemde ülke içinde ve sınır ötesinde etkin olarak kullanılan ve 66 bin saat uçuş süresine ulaşan Bayraktar TB2 ile sahada edindiği deneyimleri sistemin geliştirilmesine yönelik kullanıyor. Baykar mühendislerinin bilfiil sahada yer alıp ortaya çıkan ihtiyaçlara anında müdahale etmesi aynı zamanda yeni çözümlere de kapı aralıyor. TÜRKİYE'NİN İLK ELEKTRİKLİ ZIRHLI ARACI 'AKREP II' TANITILDI Savunma sanayiinde Türkiye'nin yanı sıra 30'dan fazla ülkenin silahlı kuvvetleri ile güvenlik güçlerine hizmet veren Otokar, Türkiye'nin ilk elektrikli zırhlı aracı 'Akrep II'yi tanıttı. Sakarya'nın Arifiye ilçesindeki fabrikada basın toplantısı düzenleyen Otokar Genel Müdürü Serdar Görgüç, son 20 yılda dünyada değişen tehditler nedeniyle silahlı devriye, keşif ve gerektiğinde meskun mahal çatışmalarında kullanılabilecek araçlara olan ihtiyacın arttığını ve yeni nesil zırhlı araç 'Akrep II'nin buradan yola çıkarak, geliştirildiğini belirtti. Serdar Görgüç, birikim ve ileri teknoloji kullanarak, 'Akrep II'yi geliştirdiklerini belirtip, "Kullanıcılarımızda her türlü keşif ve gözetleme görevleri başta olmak üzere birçok silah sistemi entegrasyonuna imkan veren düşük siluetli, yüksek balistik korumalı bir zırhlı araç ihtiyacının geliştiğini gözlemledik. 1995'te ürün ailemize eklediğimiz, yurt içinde ve dışında başarılar gösteren 'Akrep' aracımız, silueti küçük, 3 kişilik bir platformdu. Güncel beklenti ve gelecekteki tehditlere karşı sahip olduğumuz bilgi birikimimizi ve yüksek teknolojiyi kullanarak yeni nesil 'Akrep II'yi geliştirip, ürün ailemize ekledik. 'Akrep II'nin yüksek atış gücü, üstün koruma ve beka kabiliyeti, yüksek hareket kabiliyeti, düşük silueti, çevikliği ile özellikle ihracat pazarlarında başarı göstermesini bekliyoruz" dedi. Bu yıl 14'üncü kez düzenlenecek IDEF'19 Uluslararası Savunma Sanayi Fuarı'nda 'Akrep II'nin ilk kez sergileneceğini, aracı özel konfigürasyonla sunmak için çalışmaların aylardır sürdürüldüğünü kaydeden Görgüç, şöyle konuştu: "Teknolojik gelişmelerden bahsederken elbette alternatif yakıtlar da gündemimizdeydi. 'Akrep II'yi alternatif güç gruplarına da uygun olarak tasarladık. Elektrik motoru ve gelişmiş pillerle donatılan 'Akrep II', Türkiye’nin ilk elektrikli zırhlı aracı olarak IDEF 2019'da sergilenecek. Geleneksel zırhlı araçlara kıyasla çeviklik, düşük termal iz, yüksek hız ve sessizlik avantajlarını bir arada sunan 'Akrep II', tüm dünyada orduların zorlu isteklerini karşılayabilecek yeterlilikte bir elektrik motora sahip. Taktik performans beklentilerine de en iyi şekilde cevap veren 'Akrep II', özellikle yakıt verimliliği, hareket, beka kabiliyeti ve entegre lojistik destek anlamında da avantajlar sunuyor. Otokar, 'Akrep II' ile elektrikli araç teknolojisinin zırhlı araçlara uygulanması yönünde eşsiz bir bilgi birikimi kazanmıştır. Bu gelişme, geleceğin hibrit ve otonom zırhlıları için ilk adım niteliği taşımaktadır. Hedefimiz, 'Akrep II'nin Türkiye'nin teknoloji ihracatında öncü ürünlerden biri olmasıdır." DÜNYANIN EN HAFİFİ 'OZAN' TEST EDİLDİ Yüzde 100 yerli üretim olan OZAN, 1.5 kilodan hafif ve Mehmetçik'in ihtiyaçları dikkate alınarak tasarlandı 'OZAN'ı inceleyen Demir, Twitter hesabından, "TÜBİTAK BİLGEM tarafından tamamen yerli tasarımla geliştirilen dünyanın en hafif mayın dedektörü 'OZAN’ın denemesini yaptık. Güvenlik birimlerimizin uzun intikallerinde taşıma kolaylığı sağlayan sistemle yanlış alarm oranı en aza indirgeniyor" açıklamasında bulundu. OMTAS FÜZESİYLE YAPILAN İLK ATIŞTA HEDEF BAŞARIYLA VURULDU Savunma Sanayii Başkanlığı, Silah Taşıyıcı Araçlar (STA) projesi kapsamında FNSS'in geliştirdiği 'Kaplan' aracından 4 kilometre menzile sahip Orta Menzilli Tanksavar Silah Sistemi (OMTAS) füzesiyle yapılan ilk atışta hedefin başarıyla vurulduğunu duyurdu. Savunma Sanayii Başkanlığı'nın Twitter hesabından yapılan açıklamada, "STA projesi kapsamında FNSS’in geliştirdiği 'Kaplan' aracından 4 kilometre menzile sahip OMTAS füzesiyle yapılan ilk atışta hedef başarıyla vuruldu. Yıl içinde projenin kalifikasyon testleri tamamlanarak Kaplan ve Pars'ın teslimatlarına başlanacak. Toplamda 260 araç teslim edilecek" denildi. ROKETSAN tarafından geliştirilen OMTAS, kızılötesi arayıcı başlık ile karadan karaya zırhlı hedeflere karşı 4 kilometre menzile kadar kullanılabiliyor. OMTAS, atış öncesi/atış sonrası kilitlenme ile at-unut/at-güncelle özellikleriyle muharebe sahasında görev yapabiliyor. İŞTE TÜRK ASKERİNİN BİR KARIŞ BOYDAKİ YENİ GÖZCÜSÜ Yeni teknolojilerle birlikte güvenlik güçlerinin ihtiyaçlarına yönelik sunulan ürünler de çeşitleniyor. Hafif Sınıf İnsansız Kara Aracı kategorisinde yer alan, küçük boyut ve yarım kilogramın altında ağırlığa sahip TRobot, keşif-gözetleme kabiliyetleriyle dikkati çekiyor. Yapılan açıklamaya göre, TRobot adındaki bu araç, operasyon kamerası olarak kullanılacak. HayZek Savunma Müdürü Nazmi Türkeş, aracın mağara ya da kapalı alanlarda bomba, silah, tuzaklama olup olmadığının tespitinde kullanılabildiğini belirtti. Bu sayede güvenlik güçleri tehlike arz eden bölgelere girmeden durumu kontrol edebilecek. TÜRKİYE 'KILIÇ' İLE UZAYA ÇIKACAK Savunma Sanayii Başkanlığı yönetiminde Kılıç Küp Uydusu (KILIÇSAT) ismiyle yeni bir Ar-Ge projesi başlatıldı. Projeyle, yerli ve milli olarak geliştirilen X-Bant LNA (Low Noise Amplifier-Düşük Gürültülü Yükselteç) modülüne uzayda tarihçe kazandırılacak, seyir halindeki gemiler ile diğer kaynaklardan yayınlanan AIS (Automatic Identification System-Otomatik Tanımlama Sistemi) verileri toplanarak yer istasyonuna indirilecek. Bu amaçla Alçak Dünya Yörüngesi'nde görev yapacak bir küp uydu geliştirilecek. TSK'NIN GÖZ BEBEĞİ MPT-55 Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) mühendislerince tasarlanan, 2017 yılında da seri üretimine başlanan MPT-55, yüksek atış kabiliyeti, benzerlerine göre hafif ve etkili bir silah olma özelliğiyle ön plana çıkıyor. MPT-55, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) ihtiyacına binaen özgün, muharebe ortamında, gece ve gündüz, her türlü arazi ve hava şartlarında kullanılan, "gaz piston hareketli, döner başlı kilitlemeli sistem" ile çalışan bir tüfek olarak geliştirildi. 2018'DE 23 BİN TANE GÖNDERİLDİ Dakikada 850 atım yapma kapasitesine sahip MPT-55'ten 2018 yılı içerisinde Cumhurbaşkanlığı koruma ekibine, TSK'ya, Emniyet Genel Müdürlüğüne, MİT personeli ile diğer güvenlik birimlerinin envanterine 23 bin adet gönderildi. Özellikle meskun mahal çatışmalarında, komando birliklerinde kullanılabilecek etkili bir yeni nesil piyade tüfeği olarak şekillendirilen MPT-55, uzun (MPT-55) ve kısa namlulu (MPT-55K) olmak üzere iki tip tasarlandı. 30 fişek kapasiteli plastik kompozit şarjörlü ve üzerine her türlü optik sistemin takılabileceği üniversal pikatini ray sistemine sahip tüfek, 5,56x45 milimetre kalibreye sahip ve toplam ağırlığı 3 bin/3 bin 100 gram. ÇİFT TARAFLI EMNİYET MANDALI Yarı otomatik ve tam otomatik olmak üzere iki atış moduyla çalışabilen MPT-55'in etkili menzili 400, maksimum menzili ise 3 bin 600 metre. MK-84 ve NEB genel maksat bombalarında belirli modifikasyonlar yaparak bombaları akıllı bombalara dönüştüren Hassas Güdüm Kiti (HGK), bir süredir test aşamasındaydı. Üretim sürecini ASELSAN’ın üstlendiği HGK, test ve üretim sürecinin tamamlanması sonucunda envantere giriş yaptı. AKSUNGUR GÖKYÜZÜ İLE BULUŞTU 4 saatin üzerinde gerçekleşen ilk uçuşta otopilot ve otomatik iniş sistemine yönelik ayarlamalar yapıldı.İlk iniş otomatik olarak gerçekleştirildi. ANKA ile ortak Aviyonik Mimarı ve Yer Sistemlerini kullanan ANKA-AKSUNGUR’un üretimi 18 Ocak 2019’da tamamlanarak hangardan çıkışı gerçekleştirilmişti. 750 kilogram faydalı yük taşıma kapasitesine sahip ANKA-AKSUNGUR’un, 40 bin feet irtifada 24 saat görev yapması hedeflendi.AKSUNGUR, çok çeşitli yükleri aynı anda taşıyabilme kapasitesine sahip platform ile Türksat uydusu üzerinden haberleşme ile menzil sınırı olmadan harekat icra edilebilecek. SINIRDA 'ATEŞ'TEN ÖNLEM Saatte 120 kilometre hıza ulaşabilecek Ateş, yüzde 30 yan eğim, yüzde 60 tırmanabilirlik yeteneklerine sahip bulunuyor. Araç, 100 santimetrelik sudan geçebiliyor, 45 santimetrelik dik engelleri aşabiliyor, 100 santimetrelik hendeklerden geçebiliyor. Ateş, KBRN hava filtre sistemi, hidrolik kurtarma vinci, otomatik yangın söndürme ve infilak bastırma sistemi, bağımsız süspansiyon, diferansiyel kilitleri gibi donanımlar barındırıyor. Motor gücü 400 beygir olan araç, azami 700 kilometre menzile sahip bulunuyor. Araç, ASELSAN'ın Acar Kara Gözetleme Radarı, Şahingözü-OD Elektro-Optik Sensör Sistemi ve Seda (Yankı) Atış Yeri Tespit Sistemi ile etkin bir sınır güvenliği sağlayacak. MOBİL İSTASYON VE YERLİ MOTOR TSK ENVANTERİNDE Yerlilik oranı yüzde 93 olan Bayraktar TB2 için geliştirilen mobil yer kontrol istasyonunda lastikten motora, kaldırma mekanizmasından elektronik donanım ve yazılıma kadar milli ürünler tercih edildi. Baykar, mobil yer kontrol istasyonu için Türkiye'de sıfırdan geliştirilip üretilen ilk kamyon motoru olan ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Ar-Ge desteği de alan Yeni Nesil Ecotorq'un (Ecotorq Euro 6 motor, 330 beygir) kullanıldığı Ford Otosan'a ait bir kamyon seçti. Mobil yer istasyonuyla birlikte bu motor da ilk kez Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine girdi. Mobil yer istasyonu, Türkiye’nin ardından Bayraktar TB2'nin ilk kez ihraç edildiği Katar'da da kullanılacak. Şirket bu kapsamda "insansız hava uçakları sistemleri üslerinde" yer alan ve İHA/SİHA'ların komuta edildiği yer kontrol istasyonunu bir kamyon üzerine konumlandırarak mobil hale getirdi. Yer kontrol istasyonunun mobil hale getirilmesiyle İHA/SİHA sistemleri hareket kabiliyeti kazandı. Böylece istasyonlar, üslerdeki sabit pozisyonlarından farklı olarak ihtiyaç duyulan bölgelere hızla gönderilip görev icra edebilecek. Olası tehditlere karşı da yer değiştirme imkanına sahip olacak. Kamyon kasasına entegre edilen şelter içinde yer alan yer kontrol istasyonundan İHA/SİHA ve üzerlerindeki faydalı yükler komuta kontrol edilebilecek, izlenebilecek. Yer kontrol istasyonunda, İHA/SİHA'nın uçuşu sırasındaki kontrolünü, bilgi teminini ve araçlarla iletişimi sağlayan elektronik yazılım ve donanım bulunuyor. ANKA TUSAŞ ve TUSAŞ Motor Sanayi AŞ (TEI), ANKA platformlarının motor ihtiyacına çözüm sağlamak amacıyla 31 Ekim 2014'te imzaladıkları sözleşmeyle ANKA-S Motor Modifikasyon Projesi'ni başlattı. Projeyle tamamen özgün olarak TEI tarafından tasarlanıp geliştirilmesi hedeflenen PD170 motorunun hizmete girişine kadar, ANKA'nın motor ihtiyaçlarına çözüm hedeflendi. Böylece TEI'nin yurt içindeki insansız hava aracı motorlarına yönelik projelerine bir yenisi eklenmiş oldu. ANKA Proje kapsamında, TUSAŞ tarafından seçilen sivil havacılık motoru, ANKA'nın ihtiyaçları doğrultusunda modifiye edilerek insansız hava aracı motoruna dönüştürüldü. Çalışmalar 155 beygir gücünde, 165 kilogram ağırlığında, 30 bin feet irtifada görev yapabilen bir motora yönelik olarak yürütüldü. Yapılan modifikasyonla motorun yüksek irtifada verdiği güç ve elektrik güç üretimi artırılarak insansız hava aracında kullanımı sağlandı. SOM FÜZESİ TÜBİTAK SAGE tarafından geliştirilen ve üretimini ROKETSAN'ın yaptığı yerli cruise füzesi Som'un menzili 180 kilometrenin üstünde. CİRİT FÜZESİ Cirit Türkiye'nin roket ve füze sistemleri üreticisi ROKETSAN tarafından geliştirildi. "YÜKSEK GÜÇLÜ LAZER" HEDEFLERİ ON İKİDEN VURDU Erdoğan, savunma sanayi ve yerli teknoloji çalışmalarından bir başka özgün ürününün de TÜBİTAK BİLGEM tarafından yürütülen "Yüksek Güçlü Lazer Sistemi Geliştirilmesi", kısa adıyla "Işın Projesi" olduğunu aktararak, canlı yayında sistemin test edilmesi emrini verdi. 20 kilovatlık milli lazer silah ile 1.5 kilometre mesafedeki 3mm kalınlığında çelik hedefi tahrip edildi. CİRİT FÜZESİ Hafif zırhlı/zırhsız sabit ve hareketli hedeflere karşı yüksek hassasiyete sahip, sınıfının en uzun menzilli füzesi Cirit, ATAK helikopterlerince de kullanılmaya başlandı. ZIPKIN Türkiye’nin ilk yerli Kaideye Manteli Stinger‘i (KMS) olan Zıpkın, ASELSAN tarafından üretildi. Zıpkın TSK envanterindeki yerini 20 Ekim 2004‘te almıştı. KAYI SINIR GÜVENLİK SİSTEMİ Modern elektronik algılayıcı cihazların yer aldığı "Kayı Sınır Güvenlik Sistemi Hatay sınırında hizmet veriyor. KAYI SINIR GÜVENLİK SİSTEMİ Türk yapımı cihazların yer aldığı elektronik sistem sayesinde sınıra yaklaşan İHA, araç veya insanlar tespit edilip, komuta merkezi uyarılıyor. Sınırda kaydedilen tüm görüntüler tek merkezde toplanılıyor ve kameralar tehdit oluşturan nesneye otomatik odaklanıyor. Radar karıştırıcı cihazların da bulunduğu sistem, her türlü tehditte komuta merkezindeki güvenlik güçlerine bilgi aktarıyor. FIRTINA OBÜSÜ Atış kontrol sisteminde ASELSAN imzalı özel bir yazılımın kullanıldığı Fırtına, 25 kilometre menzilli yaptığı atışlarda, yakın aralıklarla attığı mermilerle hedefi üç farklı noktadan vurabilme özelliğine sahip. UMTAS FÜZESİ Lazer güdümlü füze L-UMTAS'ın atış testleri ve milli imkanlarla üretilen Atak helikopterine entegrasyon çalışmaları geçtiğimiz yıl başarıyla sonuçlandırıldı. UMTAS'lar Atak helikopterlerinde kullanılabiliniyor. "TÜRK KAPLANI" SERİ ÜRETİME HAZIR Türk savunma sanayisinin önde gelen zırhlı kara aracı üreticilerinden FNSS ile Endonezyalı PT Pindad firması tarafından Türkiye'de tasarlanan ve geliştirilen orta ağırlık sınıfı tank Kaplan MT, Endonezya'daki kalifikasyon testlerinden başarıyla geçerek seri üretime hazır hale geldi. KAPLAN MT’nin Teknik Özellikleri şöyle... Azami Yol Hızı: 70 km/sa Yol Menzili: 450 km Azami Meyil Tırmanma: %60 Azami Yan Meyil: %30 Dik Engel Aşma: 0,90 m Hendek Aşma: 2,00 m Motor:Dizel Transmisyon: Tam Otomatik Mürettebat: 3 (Sürücü, Nişancı ve Komutan) Ana Silah: 105 mm Top İkincil Silah: 7,62 mm Eş Eksenli Makinalı Tüfek SİLAHLI HÜRKUŞ'A KENDİNİ KORUMA YETENEĞİ Türk Havacılık ve Uzay Sanayii tarafından geliştirilen Hürkuş, Hava Kuvvetleri Komutanlığının eğitim ihtiyacını karşılamanın yanı sıra Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığına operasyon bölgesinde yakın hava desteği sağlaması için geliştiriliyor. Bu kapsamda her iki komutanlıkla çalışmalar devam ediyor. Silahlandırılan Hürkuş-C uçağı için 3 farklı varyant üzerine geliştirme süreçleri devam ediyor. Buna göre, maliyet etkin ve takvim olarak teslimatı hızlı olabilecek varyantlara da kullanıcılarla çalışılıyor. İlk atış tecrübesi Konya Karapınar'da ROKETSAN'ın LUMTAS füzesiyle gerçekleştirilen Hürkuş-C'nin yeni özellikler ve farklı mühimmatlarla testleri devam ediyor. Uçağın Kahramankazan'da yapılan uçuşta kendini koruma özelliği başarıyla test edildi. Hürkuş, eğitim uçağı olma yanında artık silahları ve korunma sistemleriyle yakın hava desteği görevine de hazır hale gelmeye başladı. Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, sosyal medya hesabından Hürkuş-C'nin son testine ilişkin, "Hürkuş eğitim uçağı olma yanında, silahları ve korunma sistemleriyle yakın hava desteği görevlerine de hazır hale geliyor." ifadesini paylaştı. Hürkuş-C serisinin son versiyon uçağı yaklaşık 5 ton ağırlığa sahip olacak ve 1,5 ton faydalı yükü taşıyabilecek. Lazer işaretleme kabiliyetine sahip mesafe ölçerli kızıl ötesi çok bantlı kamerayla gündüz ve gece gözetleme yapılabilecek Hürkuş-C, gerektiğinde yerli füze ve bombalarla görev icra edebilecek. Hürkuş-C, 35 bin feet irtifa tavanıyla 6 saate kadar havada kalabilecek. ROKETSAN, TÜBİTAK SAGE ile Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumuna ait roket ve mühimmatlar uçakta kullanılabilecek. Hürkuş-C, geliştirmeler tamamlandığında kendi sınıfında dünyadaki benzer uçaklarla rekabet edebilecek ve maliyet etkinliğiyle pek çok ülkenin talep edeceği bir platform haline gelecek. YERLİ SİLAH WATTOZZ TANITILDI Tamamen yerli üretim olan Wattozz, 4 yıllık çalışmaların ardından sonunda piyasaya çıkıyor. Albayraklar Savunma A.Ş tarafından geliştirilen, milli enerji silahı Wattozz barındırmış olduğu özelliklerle oldukça dikkat çekiyor. Wattozz‘un uzaktan kontrol edilebilen mermileri 10 metreye kadar kadar etkili olacağı düzenlenen etkinlik sırasında açıklandı. HİSAR FÜZELERİ Türk Silahlı Kuvvetleri, askeri üs, liman, tesis ve birliklerin hava tehditlerinden korunması amacıyla değişen atış kontrol ve komuta kontrol altyapılarına uyumlu şekilde Hisar Füzelerini tasarladı. HİSAR FÜZELERİ Hisar Füzeleri; askeri üs, liman, tesis ve birliklerin hava tehditlerinden korunması amacı ile sabit ve döner kanatlı uçaklara, seyir füzelerine, havadan karaya atılan füzelere ve insansız hava araçlarına karşı HİSAR-A 10 +km, HİSAR-O 16 +km menzil aralıklarında kullanılan hava savunma füzeleridir. KAPLAN KAPLAN; muharebe ağırlığına bağlı olarak 22-25 Bg/ton güç ağırlık oranında, otomatik şanzımanlı, ana muharebe tankları ile ortak hareket yeteneğine sahip yeni nesil zırhlı muharebe aracı. Araç farklı alt sistemlerin entegre edilmesi suretiyle her türlü görevi yerine getirmeye olanak sağlayan platform tasarımına sahip. KAPLAN KAPLAN, balistik malzemelerden, balistik kaynak tekniği ile birleştirilerek imal edilir. Gövde; su sızdırmaz olup, kapaklar ve tapalar su sızdırmaz contalıdır. Güç grubu kabini ile genişletilmiş sürücü bölmesi aracın ön kısmında yer alırken; nişancı ve komutan mahalleri aracın orta kısımda bulunur. KAPLAN Geriye kalan arka kısımda ise personel taşıyıcı versiyonunda 8 kişilik, silah kuleli versiyonun da ise 6 kişilik personel (manga) bölümü yer alır.Sürücüye, araç içerisinden dışarıyı izleme ve çepeçevre görüş imkanı sağlayan lazer korumalı cam periskoplar mevcuttur. DENİZLER 'ATMACA'YLA KORUNACAK Türk savunma sanayisi yurt dışından temin edilen bir ürünü daha yerlileştirdi. Denizlerdeki caydırıcılığı artırmak için yerli imkanlarla geliştirilen Atmaca füzesinin seri üretimi "İkinci 100 Günlük Eylem Planı" kapsamında başlıyor. DENİZLER 'ATMACA'YLA KORUNACAK Atmaca Projesi, Deniz Kuvvetleri'nin MİLGEM platformlarında konuşlandırılacak gemiden gemiye seyir füzesi ihtiyacına yönelik başlatıldı. DENİZLER 'ATMACA'YLA KORUNACAK Atmaca seyir füzeleri ROKETSAN, atış kontrol sistemleri ve diğer ekipmanlar ASELSAN tarafından yerli imkanlarla geliştirildi. PARS 4X4 İleri gözetleme, anti- tank ve komuta kontrol gibi özel maksatlı görevleri yerine getirmek üzere tasarlanmış bir araçtır. Araç tüm operasyonel gereksinimlere cevap verecek şekilde kurgulanmıştır. PARS 4X4 25-30 Bg/ton gücündeki araç 1.9 m’lik düşük bir siluete ve amfibi özelliğe sahiptir. 5 kişilik mürettebatı bulunan araç hiçbir hazırlık gerektirmeden derin ve akıntılı suda operasyon yapabilir. PARS 4X4 Aracın sudaki arttırılmış manevra kabiliyeti ise, arkasında konumlandırılan iki adet su jeti ile sağlanmaktadır. Araç, suda nokta (Pivot) dönüşü yapabilmekte ve aynı zamanda arzu edildiğinde suda geri istikamete doğru hareket edebilme kabiliyetine sahip. PARS 4X4 Pars, mayınlara ve el yapımı patlayıcılara karşı korumalı olan aracın gövdesi, balistik malzemeden üretildi. CH-47 Chinook ağır yük helikopteri dahil her türlü askeri kargo uçağı ile taşınabiliyor. ANKEROT Konya'da bir yazılım firması, özellikle Doğu ve Güneydoğu’da terör örgütü PKK’ya karşı mücadele veren asker ve polisin kullanabilmesi için 'Ankerot' adını verdiği tank görünümlü uzaktan kumandalı mini insansız araç üretti. KUNDUZ - AZMİM Türk ordusunun amfibik zırhlı aracı Kunduz-Azmim, hem karada hem de suda görev yapabiliyor. KUNDUZ - AZMİM FNSS tarafından üretilen zırhlı istihkam aracı, savaş sırasında en kritik bölgelerde dahi görev alabiliyor. KUNDUZ - AZMİM Aracın üzerinde; termal kamera, sis havanları, 2 adet su jeti, iklimlendirme ve KBRN Sistemi, Balast boşaltma sistemi, dozer bıçağı yer alıyor. KUNDUZ - AZMİM 2 personelin kullandığı araç; karada saatte 45, su da ise 8.6 kilometre hız yapabiliyor. Azami 400 kilometre yol yapabilen zırhlı araç, nokta dönüşü de yapabiliyor. OTOKAR ARMA Yüksek taktik ve teknik özelliklere sahip yeni nesil çok tekerlekli modüler bir araç olan ARMA; üstün hareket kabiliyeti, yüksek mayın ve balistik koruma ile orta ve yüksek kalibre silah sistemi entegrasyon opsiyonlarına sahip. Arma, en zorlu arazi koşullarında bile hizmet verebilmekte. KİRPİ Adını korunması yönüyle Kirpiden alan bu araç BMC tarafından üretilmekte. Tasarım ve üretim amacı mayına karşı dayanıklı zırhlı personel taşıyıcı olan kirpinin başlıca kullanıcısı Türk Silahlı Kuvvetleridir. TULPAR Tulpar, A400M ile taşınabilirlik, modüler koruma yapısı, elektronik alt yapı ve düşük siluet gibi teknik ve taktik özellikleri ile geleceğin zırhlı muharebe aracı. Geniş iç hacmi, yüksek taşıma kapasitesi ve esnek mimarisi ile gelecekte ortaya çıkabilecek zırh ve görev donanımı ihtiyaçlarına cevap verebilecek genişleme kapasitesine sahip. URAL Otokar firmasının ürettiği bir diğer zırhlı personel taşıyıcı ise Otokal Ural. Tamamı zırh sacından üretilmiş personel kabini ile farklı tehditlere karşı sağladığı üst seviye personel korumasına ilave olarak; geniş iç hacmi ve koltuk ara mesafeleri, ergonomik tam boy koltukları, süspansiyonu ve sınıfındaki en büyük lastik ebadı sayesinde personel konforunu da en üst seviyede tutuyor. OTOKAR COBRA Otokar Cobra, Otokar firması tarafından 1997 yılında üretimine başlanan bir zırhlı personel taşıyıcı aracı. Azami 110 km hıza çıkabilen araçta bir adet 1 × 7.62 mm veya 12.7 mm makineli tüfek bulunuyor. OTOKAR COBRA 9 personel taşıma kapasiteli lastik tekerlekli 4x4 Cobra Zırhlı Aracın amfibik versiyonu da bulunmakta. Kazakistan Silahlı Kuvvetleri ihtiyacı için Otokar şirketi Kazakistan Engineering şirketi ile 2011 yılında yapılan anlaşma doğrultusunda ortak lisanslı üretim yapılıyor. ASYA ASELSAN'ın Türk ordusu için özel olarak geliştirdiği ASYA, arazide koşmayı, zıplamayı, tırmanmayı kolaylaştırıyor. ASYA Fiziksel yorgunluğu minimuma indiren ASYA sayesinde zorlu koşullarda askerlerimizin direnci de artırılmış oluyor. TCG HEYBELİADA (F511) Pendik'teki Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı İstanbul Tersanesi'nde 2005 yılında ilk kaynağı vurulan TCG Heybeliada, 27 Eylül 2008 tarihinde suya indirildi. ASELSAN TANKSAVARLA HEDEFİ 12'DEN VURDU ASELSAN'ın Ejder Yalçın 4x4 Zırhlı Muharebe Aracı'na entegre ettiği Tanksavar Füze Atıcı Sistemi'ne ilişkin atış testleri başarıyla yapıldı. Nurol Makina'nın NMS 4X4 aracıyla ilk kez Katar'a ihraç edilen ve böylece bir ordunun envanterinde yer alan Tanksavar Füze Atıcı Sistemi'nin geliştirilmesi, entegrasyonu ve yeni versiyonlarına ilişkin çalışmalar sürüyor. Kullanıcı etkileşimini en aza indirecek şekilde tasarlanan sistem, bilgisayarlı atış kontrol kabiliyetine sahip bulunuyor. Sistem, modüler yapısı sayesinde kule üzerinden Kornet, Hellfire, Javelin, Shershen ve OMTAS gibi tanksavar güdümlü mermileri ateşleyebiliyor. Seçilen füzenin güdüm sistemine göre kule üzerine RF veya lazer işaretleyici yerleştirilebiliyor. Füze sayısı, kullanıcı taleplerine göre değiştirilebiliyor. Füzelere ilave olarak sisteme yakın koruma maksatlı 7,62 milimetre ve 12,7 milimetre makineli tüfekler ile 25 milimetre top entegre edilebiliyor. ASELSAN, Tanksavar Füze Atıcı Sistemi'nin zırhlı araç üzerindeki performansını Ejder Yalçın 4x4 Zırhlı Muharebe Aracı ile değerlendirdi. Atış testleri, Konya Karapınar'daki test sahasında gerçekleştirildi. Atışlarda hedefler etkili şekilde vuruldu. Sistem testten başarıyla geçti. Atış testine ilişkin görüntüler ise hem Ejder Yalçın'ı hem de Tanksavar Füze Atıcı Sistemi'ni envanterine katan Katar'da düzenlenen Doha Uluslararası Deniz Savunma Fuarı ve Konferansı'nda (DIMDEX 2018) paylaşıldı. ASELSAN'ın Savunma Sanayi Teknolojileri AŞ ve Katar Savunma Bakanlığına bağlı Barzan Holding ile kurduğu BARQ (Şimşek) ortaklığının standında Tanksavar Füze Atıcı Sistemi'nin yeni tasarımı, atış testi görüntüleri eşliğinde sergilendi. Fuardaki yeni Tanksavar Füze Atıcı Sistemi'nin merkezinde makineli tüfek, iki yanında ise ikişer adet tanksavar füze fırlatıcı yer alıyor. 'NEFER' GÖRÜCÜYE ÇIKTI Türk savunma sanayisinin lider şirketlerinden ASELSAN, Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere tüm müşterilerine özgün ürün ve sistemler sunmak için çalışmalarını sürdürüyor. Alınan bilgiye göre, ASELSAN uzaktan komutalı silah sistemi ürün ailesinin en yeni üyesi NEFER, Kazakistan'ın zorlu kış koşullarında denendi. YETKİLİLERDEN TAM NOT Müşteri testlerini başarıyla tamamlayan NEFER, atışlarda gösterdiği performans ile yetkililerden tam not aldı. Milli Savunma Bakanlığı da NEFER'in Kazakistan'daki testleri başarıyla geçtiğini resmi Twitter hesabından duyurdu. ANTİTANK FÜZELERİ DE TAKILABİLİYOR Batı veya Doğu menşeli 25/30 milimetrelik otomatik topların ve antitank füzelerinin takılabildiği, üzerinde 7.62 milimetre eş eksenli silahın bulunduğu NEFER silah sistemi, hafifliği ve düşük silüetiyle de pazarda bir ilk olma özelliğini taşıyor. Şirketin fuarda en dikkat çeken ürünlerinden KORHAN silah kulesi de bu sürede hazır hale getirildi. Kara Kuvvetleri Komutanlığının ihtiyaçları dikkate alınarak geliştirilen KORHAN'ın üretimi için ihtiyaç ve tedarik makamlarının kararları bekleniyor. ASELSAN, gelişen teknolojiler ve değişen ihtiyaçlar doğrultusunda çalışmalarını sürdürerek yeni özgün ürünlere imza atıyor. Geçen yıl İstanbul'da düzenlenen Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'nda (IDEF 2017) bir dizi yeni ürününü tanıtan ASELSAN, geçen sürede bu ürünlere yönelik çalışmalar gerçekleştirdi. MİLLİ DONANIM VE MÜHİMMAT KORHAN, muharebe sahası ihtiyaçlarını en ileri teknolojik olanaklardan yararlanarak karşılamak üzere geliştirdi. Yüksek ateş gücüne sahip, gelişmiş hedef tespit ve takip sistemleriyle donatılan KORHAN, kendini koruma ve çevresel farkındalık sistemleriyle kullanıcı ve sistem bekasını en üst seviyede sağlayabiliyor. Sistemde, ana silah olarak yüksek atım hızına sahip 35 milimetre top kullanılıyor. Söz konusu top Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu tarafından üretiliyor. KORHAN, herhangi bir dışa bağımlılık olmaksızın Türkiye'de üretilen 35 milimetre parçacıklı mühimmatı kullanma kabiliyetine sahip bulunuyor. COBRA II Savunma sanayisinde 30 binden fazla aracı Türkiye’nin yanı sıra 30'dan fazla dost ve müttefik ülkenin silahlı kuvvetleri ve güvenlik güçleri tarafından aktif olarak kullanılan Otokar, EFES-2018'de Cobra II Yük Taşıyıcı Zırhlı Aracı ilk kez sergileyecek. COBRA II Cobra II platformu üzerine geliştirilen Cobra II Yük Taşıyıcı Zırhlı Araç, Cobra II’nin sahip olduğu üstün arazi ve manevra kabiliyetine sahip. Araç, gece ve gündüz, zorlu arazi ve iklim koşullarında, farklı operasyon bölgelerinde ihtiyaca cevap verebilecek. Cobra II Yük Taşıyıcı Zırhlı Araç, gelişmiş hareket kabiliyetinin yanı sıra operasyon bölgesinde görev yapan diğer araçlarla uyumlu yüksek koruma sağlayacak. Yüksek taşıma kapasitesiyle dikkat çeken araç, 2,5 ton faydalı yük taşıma imkanı sunuyor. COBRA II Cobra II Yük Taşıyıcı Zırhlı Araç’ın üstün hareket kabiliyeti, gerek meskun mahalde gerekse kırsal alanlarda, her türlü zorlu saha koşulunda hizmet verebilmesini sağlıyor. Ayrıca gerektiğinde meskun mahal operasyonlarında aktif olarak da kullanılabiliyor. Araç, yük taşıma amacının dışında farklı görevler de yerine getirebiliyor. Aracın kasasına monte edilen uçaksavar silahıyla hem yakın koruma hem de birlikte kendini savunabilecek ateş gücü sağlanıyor. Aracın en büyük avantajını Cobra II ile aynı platform üzerinde geliştirilmiş olması oluşturuyor. Bu sayede envanterdeki diğer Cobra II’lerle birliklere standart yedek parça kullanımı kolaylığı sağlanıyor, düşük işletme ve bakım maliyeti sunuluyor. BORAN Test atışları başarıyla gerçekleştirilen Boran ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nin lojistik ve taktik manevra kabiliyeti büyük ölçüde artırılacak. Benzer sistemlere göre çok daha hafif yapısı sayesinde helikopterle harekat bölgesine rahatlıkla taşınabilen Boran’ın seri üretimine bu yıl sonu itibarıyla başlanması planlanıyor. BORAN 105 milimetrelik obüs sisteminin yeniden geliştirilmesi sonucunda ortaya çıkan silah için eski silah sisteminin parçaları değiştirildi. 17 kilometreyi etki altına alabilen silah, 1700 kg ağırlığı ile Sikorsky S-70 helikopteriyle harici yük, Chinook CH-47 helikopteriyle de hem harici hem dahili yük olarak taşınabiliyor BORAN Klasik mevzilenme prosedürlere ihtiyaç olmadan hedefe yönelme yapabilen silah kara, hava ve denizden intikal esnasında konum ve istikamet bilgilerini güncelleyerek –32 ile +44 derece aralığında 8 saat kesintisiz atış yapabiliyor. "MİLLİ GOOGLE EARTH" OLARAK ADLANDIRILAN CAS EFES TATBİKATI'NDA KULLANILDI Mobil haberleşme için ordumuzun hizmetine sunulacak olan Coğrafi Analiz Sistemi (CAS) geçtiğimiz günlerde tanıtıldı. Efes 2018 Tatbikatı çerçevesinde sergilenen ve şu ana dek oldukça başarılı sonuçlar alan uygulama, henüz sivil kullanıma açılmadı. Geçtiğimiz yıl bir dönem sivil kullanıma açılan ancak kısa bir süre sonra yayından kaldırılan uygulamanın yeni dönemde kullanıma açılması bekleniyor. "MİLLİ GOOGLE EARTH" OLARAK ADLANDIRILAN CAS EFES TATBİKATI'NDA KULLANILDI Konuyla ilgili Baykar Teknik Müdürü olan Selçuk Bayraktar bir tweet atarak uygulamayı halka duyurdu: "Milli "Google Earth" diyebileceğimiz CAS (Milli Coğrafi Analiz Sistemi) ve SIHA'larımızdan yerdeki tablete canlı görüntü aktaran KUZGUN sistemi de Efes Tatbikatı'nda görevde." TCG Bayraktar kapılarını basın mensuplarına açtı Seferihisar ilçesindeki Doğanbey Atışlı Tatbikat Bölgesi'nde gerçekleştirilen tatbikata katılan TCG Bayraktar'ı gezen gazetecilere gemiyle ilgili bilgi verildi. Anadolu Tersanesi'nin, yerli savunma sanayisinin önemli bir parçası olan TCG Bayraktar, 2014 yılında kızağa alındı ve 2017 Nisan ayında Deniz Kuvvetleri Komutanlığına teslim edildi. TCG Bayraktar kapılarını basın mensuplarına açtı Yüzde 72'lik millilik oranına sahip Bayraktar, tek tekneli, deplasman tipi ve tamamen çelik konstrüksiyon olarak inşa edildi. Üst binası balistik korumalı olan gemi, nükleer, biyolojik ve kimyasal saldırılar için tam personel korumasına sahip bulunuyor. TCG Bayraktar kapılarını basın mensuplarına açtı TCG Bayraktar, Türkiye'de özel sektör tersanelerince inşa edilen en büyük ve ileri teknolojiye sahip harp gemisi özelliği taşıyor. Sınıfında dünyanın en büyüğü olan geminin boyu 139 ve eni 19,60 metre, bir tabur asker ve 13 tank taşıyabiliyor. TCG Bayraktar kapılarını basın mensuplarına açtı Gemide 15 tonluk genel maksat helikopterinin iniş ve kalkışına olanak sağlayacak helikopter platformu yer alıyor. Yükleme ve boşaltma işlemlerini sağlayabilmek amacıyla geminin üç tarafında birer kapak bulunuyor. Gemide ayrıca her biri 8 ton yük veya 40 kişi taşıyabilen, 20+ knot sürat yapabilen 4 LCVP çıkarma aracı yer alıyor. TCG Bayraktar kapılarını basın mensuplarına açtı Gemi, bin 200 ton yük veya tank, zırhlı araç ve diğer araçları taşıma kapasitesine sahip bulunuyor. TCG Bayraktar, ikmal yapmadan 30 gün denizde kalabiliyor ve 5 bin deniz milinden fazla yol alabiliyor. Bayraktar, 2 metrelik sığ sulara kapak atabiliyor. Gemide yerli üretim komuta kontrol sistemi ve stabilize makineli tüfek platformu ile pek çok elektronik ve silah sistemi yer alıyor. Bayraktar, geniş muhabere ve elektronik imkanlarıyla komuta kontrol, hareket ve lojistik görev fonksiyonlarına katkı sağlamanın yanı sıra gerektiğinde doğal afet yardım görevlerini de yerine getirebilecek kapasiteye sahip bulunuyor. TCG Bayraktar kapılarını basın mensuplarına açtı Kan testi yapabilecek seviyede sıhhi donanımı da bulunan gemide ameliyat dahi gerçekleştirilebiliyor. EFES-2018 Birleşik Müşterek Fiili Atışlı Tatbikatı'nda ilk kez kullanılan geminin görevi, bir tabur askeri 14 gün boyunca ikmal amaçlı muhafaza etme ve sahile intikal ettirmek oldu. ASELSAN'DAN İHA'LARA KARŞI "LAZER SAVUNMA SİSTEMİ" Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirdirme Vakfı kuruluşu olan ASELSAN'ın lazer savunma sistemleri programının son aşamasında saha testleri yapıldı. LSS adı verilen sistem, arazi ve meskun mahal kullanımı için zırhlı araç üzerine entegre edildi. ASELSAN'DAN İHA'LARA KARŞI "LAZER SAVUNMA SİSTEMİ" Testlerde LSS'nin hareketli bir kara aracı üzerinde istenen bölgeye hızlıca intikali, ardından el yapımı patlayıcılara, branda, örtü gibi geçici yol engelleyicilere, saldırı ya da istihbarat amaçlı uçan ticari drone'lara karşı etkinliği gösterildi. LSS, altına patlayıcı madde bağlanmış ticari insansız hava aracını güvenli bir mesafede patlatmayı başardı. ASELSAN'DAN İHA'LARA KARŞI "LAZER SAVUNMA SİSTEMİ" Sistem sayesinde mini insansız hava aracının kamerası da yakılarak etkisiz hale getirildi. Atım maliyeti kuruş düzeyinde olan sistem ile aracın yakıtı olduğu sürece kesintisiz atış yapılabiliyor. UKAP Güvenlik güçlerinin kullanımına sunulan insansız araçlara bir yenisi ekleniyor. Katmerciler tarafından geliştirilen ve ASELSAN silah sistemi entegre edilen Uzaktan Kumandalı Atış Platformu'nun (UKAP) ilki sahada görev yapmaya hazır hale getirildi. UKAP Hareket performansı ve atış kabiliyeti talepler doğrultusunda geliştirilen UKAP, son olarak hareketli atış testlerinden başarıyla geçti. TÜRKİYE'NİN TANK AVCISI FNSS tarafından Silah Taşıyıcı Araç (STA) Projesi için geliştirilen Pars 4x4 Tanksavar Aracı, Paris'teki Eurosatory Uluslararası Savunma ve Güvenlik Fuarı'nda görücüye çıktı. Kara Kuvvetleri Komutanlığının ihtiyacını karşılamak üzere geliştirilen Pars 4x4'ün lansmanı için sektörün dünyadaki en önemli fuarı olarak gösterilen Eurosatory seçildi. Fuarda, Pars 4x4 STA’nın kalifikasyon testleri için üretilen 2 prototipinden biri sergileniyor. Eurosatory ziyaretçileri, FNSS standında, kalifikasyon testlerine hazır bir aracı yakından inceleme fırsatı buluyor. Proje kapsamında üretilen 2 prototip, üretici doğrulama testlerinin ardından gelecek aylarda kalifikasyon testlerine tabi tutulacak. TÜRKİYE'NİN TANK AVCISI Pars 4x4 STA, her türlü arazi şartında, sürati ve yüksek manevra kabiliyetiyle düşmana ait tanklar ve diğer zırhlı unsurları uzak mesafeden imha edip, kısa sürede mevzi değiştirerek ikinci hedefi ateş altına alabilecek yeteneklere sahip olarak geliştirildi. FNSS, tecrübesi ve yenilikçi yaklaşımıyla bu zorlu gereksinimleri bir arada karşılayacak, çok özel bir amfibi araç ortaya çıkardı. Aracın en dikkati çeken özelliğini, güç grubunun, aracın arkasında yer alması oluşturuyor. Bu yerleşim, soğutma ızgarası ve egzozunun da üst bölümde bulunmasıyla Pars 4x4’e, hiçbir hazırlık yapmadan suya giriş imkanı ve dolayısıyla sınıfının en üstün amfibi kabiliyetini kazandırıyor. Ayrıca Pars 4x4’ün, daha yüksek süratle manevra yapabilmesine de imkan sağlıyor. Ancak güç grubu arkada bulunan bir aracın sahip olabileceği tüm bu özellikler, Pars 4x4'ün, atış sonrası konumunu terk edip, tehlikeden hızlıca uzaklaşabilmesine olanak veriyor. DRONE TEHDİDİNİ 'KAPAN' DURDURACAK Türk savunma sanayisi, saldırı amacıyla kullanılan "drone"ları etkisiz hale getirmek için yeni bir çözüm geliştirdi. Geleneksel güvenlik önlemleriyle tespit edilmeleri çok güç olan "drone"ların, tüm dünyada düşman unsurlar veya teröristler tarafından istihbarat veya saldırı amaçlı kullanımı yaygınlaşıyor. Meteksan Savunma, SDT ve Tamgör Elektronik, farklı alanlardaki uzmanlıklarını birleştirerek bu tür tehditlere karşı Kapan Drone Savar Sistemi'ni geliştirdi. İHA VE SİHA’LARA ÖZEL YERLİ YAZILIM: KUZGUN İHA ve SİHA’ların yazılımsal çözümler ile desteklenmesi, fiziksel yeteneklerinden çok daha öneme sahip. Bu kapsamda mobil canlı yayın yazılımı Kuzgun tanıtıldı. Efes 2018 Birleşik Müşterek Fiili Atışlı Tatbikatı’nda tanıtılan uygulama, Baykar Makina ve paydaşları tarafından geliştirildi. İHA VE SİHA’LARA ÖZEL YERLİ YAZILIM: KUZGUN Bayraktar TB2’den gelen görüntüler, Kuzgun ile canlı olarak fuar alanındaki katılımcıların mobil cihazlarına aktarıldı. Güvenlik ve performans testlerini başarıyla geçen Kuzgun, uçtan uca şifrelemeile görüntüleri askeri ağdan mobil internet ağına güvenli şekilde aktarabiliyor. Sistem sayesinde bölgede bulunan askeri personel, İHA ve SİHA‘lardan gelen görüntüleri anlık olarak mobil cihazında görebilecek. ASELSAN YENİ SİLAHIYLA HIZ REKORU KIRDI ASELSAN, dünyada henüz gelişme aşamasında olan elektromanyetik fırlatma sistemlerine yönelik çalışmalarında ulaştığı noktayla dikkati çekti. Elektromanyetik fırlatma konusunda 2014'ten bu yana çalışmalar yürüten ASELSAN, geçen yıl Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'nda (IDEF), Tufan Elektromanyetik Top Sistemi'ni tanıttı. Saniyedeki hızı 2 bin-2 bin 500 metre, yani ses hızının 6 katından fazla olduğu belirtilen sistemle geçen sürede atış testleri gerçekleştirildi. Tufan'ın ön prototipiyle Konya-Karapınar'da gerçekleştirilen atışlı testlerde mühimmat, ses hızının 9 katı hızla hedefe gönderildi. Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir'in de katıldığı testlerde, saniyede 3 bin metre namlu çıkış hızı sağlanarak rekor kırıldı. Bu değer, barut kullanan klasik silahların mermiyi atma hızının yaklaşık 3 katına karşılık geliyor. Elektromanyetik fırlatma sistemleri, geleceğin hava savunma silahı olarak gösteriliyor. Bu teknoloji kullanılarak geliştirilen ve "railgun" adı verilen silahların çok uzun mesafelerde etkili olması, savunma alanında önemli bir kuvvet çarpanı olarak yer alması öngörülüyor. Mühimmatın namludan yüksek hızla çıkması, klasik silahlara nazaran çok daha uzun menzillere atış yapılabilmesi anlamına geliyor. Türkiye'de geliştirilecek akıllı mühimmatlar ile birlikte "railgun" sistemleri hem uzun menzilli kara topçu silahı hem de çok etkili bir hava savunma silahı olarak kullanılabilecek. Elektromanyetik fırlatma sistemleri sayesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin kimyasal patlayıcı kullanılan konvansiyonel silahlara göre çok daha etkili silah sistemlerine sahip olması sağlanacak. Türkiye, elektromanyetik fırlatma sistemleri konusunda yürütülen çalışmalar sayesinde birçok yeni teknolojikazanacak. Bu konuda ABD başta olmak üzere Almanya, Fransa, Çin, Rusya, Güney Kore gibi ülkelerde de çalışmalar yürütülüyor. ASELSAN, bu alanda geliştireceği ürünlerle dünyanın önde gelen üreticilerinden birisi haline gelmeyi hedefliyor. Makine Mühendisliği Bölümü öğrencileri Ahmet Can Şuyun, Petek Ellialtıoğlu, Arda Karabey, Tutku Güzelcan, İlyas Kocaer, Damla Leblebicioğlu ve Berk İzgi Danış, Sanayi Odaklı Bitirme Projesi etkinliği kapsamında ROKETSAN için Dikey Atış Sistemi üzerinde çalıştı. Savunma alanında Dikey Atış Sistemi gibi ürünlerin yurt içinde geliştirilmesi hem maliyet hem de ülkenin kendi taktik ihtiyaçlarına uygun çözümler üretilmesi açısından önem taşıyor. Bilkent Üniversitesi bünyesinde bu ihtiyaçlardan yola çıkılarak, Dikey Atış Sistemi'nin prototipinin tasarlanması, geliştirilmesi ve üretilmesine çalışıldı. Bu konuda kapsamlı literatür çalışması gerçekleştirildi. Proje ekibi, mevcut ürünlerdeki sınırlılıkları ortadan kaldırmaya ve ROKETSAN'ın belirttiği gereksinimler doğrultusunda tasarımı şekillendirdi. Proje kapsamında doğru ve hızlı konumlandırma ve ateşlemeyle hedefin vurulmasını sağlayacak bir sistemin ortaya konulmasına çalışıldı. Öğrencilerden İlyas Kocaer'in verdiği bilgilere göre, ekip, en az 3 farklı mühimmatı, toplamda ise 6 mühimmatı atabilecek roketatar prototipi geliştirdi. Sistem, yatay eksende 360 derece hareket edebiliyor ve çok sayıda tur atabiliyor. Tüm hareketler ateşlemeye gereksinim olmaksızın mekanik olarak gerçekleştiriliyor. Roketatarın 6 namlusu da bağımsız olarak dikey eksende 90 derece görev yapabiliyor. Komutlar sisteme, araç bilgisayarından bir arayüz üzerinden gönderiliyor. Mevcut ürünlerde hareket kısıtlılığı, farklı tipte mühimmatları atamama ya da sistemin korunmasına yönelik kısıtlılıklar bulunuyor. Geliştirilen Dikey Atış Sistemi, yatay ve dikey eksendeki geniş hareket alanı, farklı tipte mühimmatlar atabilmesi ve korumaya yönelik mekanizmalarıyla benzer ürünlerden üstünlükler taşıyor. Sistem sayesinde aynı operasyonda farklı tipteki hedeflere farklı mühimmatlar kullanılması mümkün olabilecek. Ağırlığı 60 kilogram olan sistem, yatay ve dikey eksende saniyede 20 derece hareket edebiliyor. Sistem, yüksek hareket olanaklarıyla geniş bir alanda hedeflemeye olanak veriyor. Dikey Atış Sistemi, hem kara hem de deniz platformlarında kullanılabilecek. YERLİ HELİKOPTER MOTORUNUN GÜCÜ TEST EDİLDİ İlk uçuşunu başarıyla yapan Türkiye'nin özgün helikopterinin motor ihtiyacının yerli olarak karşılanmasına yönelik Savunma Sanayii Başkanlığının koordinasyonunda TUSAŞ Motor Sanayii AŞ’nin (TEI) yürüttüğü projede, önemli kilometre taşlarından biri daha başarıyla aşıldı. Alınan bilgiye göre, motorun kalbini oluşturan çekirdek motorun ön prototip imalatının tamamlanması ve ilk ateşlemenin başarıyla gerçekleştirilmesi sonrasında proje yoğun şekilde sürdürülüyor. T625'İN YERLİ MOTORLA İLK UÇUŞU 2021'DE Turboşaft Motor Geliştirme Projesi'nin 8 yıllık süresinin 1,5 yıllık dönemi geride kaldı. TEI, projede, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a verilen söz doğrultusunda 5,5 yıllık sürede gelinecek noktaya 4 yılda gelmeyi hedefliyor. T625'in yerli motorla ilk uçuşunu 2021 yılının ilk yarısında yapması amaçlanıyor. Proje kapsamındaki çalışmalar bu hedef doğrultusunda hızlandırıldı. ANKA’LARA YERLİ GÖZETLEME SİSTEMİ Türk savunma sanayisi, hava platformlarının hedefleme, keşif ve gözetleme görevlerinde kritik rol oynayan bir sistemi başarıyla millileştirerek güvenlik güçlerinin kullanımına sundu. Elektro-Optik Keşif, Gözetleme ve Hedef Tespit Sistemi (Cats) HD gece/gündüz kamerası, Savunma Sanayii Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen Anka-S Projesi kapsamında yerli teknoloji imkanları en üst düzeyde kullanılarak ASELSAN tarafından geliştirildi. Türk Havacılık ve Uzay Sanayii tarafından uydu kontrollü insansız hava aracı Anka-S'ye entegre edilen Cats'in kabulleri 25 Eylül'de başarıyla tamamlandı ve sistem envanterdeki yerini aldı. Geliştirme çalışmaları kapsamında 500 saat uçuş testi yapılan ve zorlu çevre şartlarına uygun kalifikasyon testleri başarıyla gerçekleştirilen Cats, kabulle birlikte operasyon sahasında kullanılmaya başlandı. Lazer işaretleme özelliğiyle diğer hava araçları ve yüklü olduğu İHA sisteminin taşıdığı silah sistemlerine hedefleme kabiliyeti de sağlayan Cats, rakiplerine eşdeğer full HD görüntü verme kabiliyetine sahip bulunuyor. Cats, Türk savunma sanayisi tarafından üretilen hava platformlarının ihracatı açısından da önem taşıyor. Anka-S, bu yerli faydalı yük kabiliyetiyle ihracat sahasında gücünü daha artırarak önemli milli teknoloji adımlarından birini daha başarıyla sağlamış oldu. ASELSAN, dünyada sınırlı sayıda ülkenin çalıştığı ve yakın geleceğin en önemli su altı silahlarından olması beklenen Hard-Kill Torpido (Torpidoya Karşı Savunma Torpidosu) konusundaki çalışmalarını emin adımlarla sürdürüyor. Denizaltılar ve gemiler için torpido tehdidine karşı en etkin savunma, soft-kill (işlevsel imha) ve hard-kill (fiziksel imha) yöntemlerinin birlikte kullanılmasıyla sağlanıyor. ASELSAN, bu teknolojilerin geliştirilmesine yönelik bir süredir çalışma yürütüyor. Şirket, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu desteğiyle yürüttüğü çalışmalar kapsamında kısa süre içinde Torpidoya Karşı Savunma Torpidosu Tork'un prototipini üretti ve tecrübe etmeye başladı. Tork, Türkiye'de ilk defa milli olarak geliştirilen sonar arayıcı başlığıyla gerçekleştirilen deniz testlerini başarıyla tamamladı. Testler kapsamında Tork, su üstü hedeflerini sonar arayıcı başlığıyla tespit edip kendi güdümüyle hedeflere başarılı şekilde yöneldi. Türkiye'de ilk defa gerçekleştirilen bu testlerle torpido ve torpido karşı tedbir alanında kritik bir eşik daha geçildi. ASELSAN'ın gemilerin torpidolara karşı savunulması amacıyla tamamen milli olarak geliştirdiği, özgün donanım ve yazılıma sahip Tork ile yüksek değerli unsur olarak tanımlanan ve stratejik öneme sahip gemiler, denizlerde daha güvenli seyir yapma imkanına kavuşacak. Tork, gemilere ve denizaltılara karşı atılacak akustik güdümlü/güdümsüz, tel güdümlü ve dümen suyuna güdümlü torpidoları sonar arayıcı başlığıyla bulabilecek ve gelişmiş algoritmalarıyla torpidoya en yakın mesafede infilak ederek görev yapamaz hale getirecek bir fiziksel imha (Hard-Kill) tedbiri olarak geliştirildi. TANK AVCILARI ATTIĞINI VURDU Kara Kuvvetleri Komutanlığının ihtiyacı olan "yeni nesil tank avcılarının" geliştirilmesine yönelik projede ortaya çıkan araçlar ve silah sistemi, testlerde başarılı bir sınav verdi. Kara Kuvvetleri Komutanlığı için geliştirilen "yeni nesil tank avcıları" atış testlerinde yüksek performans gösterdi. STA Projesi kapsamında geliştirilen paletli ve tekerlekli araçların seri üretimlerinin 2021'de tamamlanması ve 260 aracın tamamının Kara Kuvvetleri Komutanlığına teslim edilmesi planlanıyor. Araçlarda FNSS tasarımı, uzaktan komutalı, insansız bir tanksavar kulesi bulunuyor. Balistik korumaya da sahip kulede, 2 tanksavar füzesi ve 1 adet 7,62 milimetre makineli tüfek yer alıyor. YERLİ KAMİKAZE DRONE: KARGU İlk olarak Afrin’deki Zeytin Dalı Harekatı’nda denenen 'kamikaze drone' Kargu' düşman hedefleri üzerinde kendini patlatıyor Savunma Teknolojileri Mühendislik (STM) tarafından üretilen Türkiye'nin yerli kamikaze insansız hava aracı Kargu'ya, yurt dışından da yoğun ilgi olduğu belirtiliyor Güvenlik güçlerinin kullanımına sunulan insansız kara araçlarının çeşidi ve sayısı artırılacak. Türkiye'de insansız sistemlerin geliştirilmesi ve Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine girmesi yönündeki çalışmalar, dünyadaki gelişmelere paralel olarak 2000'li yılların başında yoğunlaştı. Çalışmalar sonucu çeşitli insansız hava ve kara aracı, güvenlik güçleri tarafından operasyonel olarak kullanılmaya başlandı. Geçen sürede ise askeri ve sivil alanda insansız sistemlere olan ihtiyaç hızla arttı. Bu gelişmeleri dikkate alan Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB), insansız sistemler alanında yerli çözümlerin artırılmasına ve çeşitlendirilmesine yönelik çalışmaları yoğunlaştırdı. SSB, Cumhurbaşkanlığı 100 Günlük Eylem Planı kapsamında geliştirilmesi planlanan insansız kara araçlarını hafif, orta ve ağır sınıfta olmak üzere 3 ana kategoride gruplandırdı. KÜÇÜK ROBOTLAR GİRİLMEDİK YER BIRAKMAYACAK Buna göre, Hafif Sınıf İnsansız Kara Araçları kategorisinde yürütülecek çalışmalar 3 farklı seviyede gerçekleştirilecek. Bu kategorideki birinci seviye araçların ağırlığı 1 kilogramdan az olacak. Gündüz ve gece ortamında keşif ve gözetleme maksadıyla toprak yol, oyuk, mağara, bina içi ortamlarda ilerleyebilecek mobiliteye sahip bu araçlar, özellikle bina içi ve kapalı alanlardaki görevleri çok düşük ses seviyesiyle yerine getirecek. Atılabilir ve bir personel tarafından sökülüp takılabilir, gerektiğinde uzatılabilir/ayarlanabilir çubuk yardımıyla gözetleme ve dinleme yapabilir özellikteki araçlar, uzaktan kumandayla kontrol edilebilecek ve görev süresi 2 saati bulacak. Kategoride yer alan ikinci seviye araçlar ise toprak yol, oyuk, mağara, menfez, meskun mahal/kapalı alan, çok katlı bina içi operasyon öncesi keşif, gözetleme, tuzak tespiti ve emniyet operasyonları icra edebilecek. Atılabilen ve merdiven çıkabilen, ağırlığı 3 kilogramla sınırlı olacak bu araçlar, yüksek otonom seviyede, yarı otonom ya da uzaktan kumandalı olabilecek. 17 santime kadar dik engelleri aşabilecek araçlar, 2 saate kadar görev yapabilecek. Kategoride yer alan üçüncü seviye araçlar, toprak yol, oyuk, mağara ve benzeri ortamlarda keşif-gözetleme kabiliyetiyle birlikte geniş arazi bölgelerinde ve meskun mahal içinde bulunan oda/alanlarda operasyon öncesi karar destek sağlamak ve emniyet almak amacıyla haritalama yapabilmekte kullanılacak. Keşif-gözetleme, genişletilmiş gözetleme, haritalama, KBRN modüllerine sahip olacak, merdivende ilerleyebilecek araçların ağırlığı 6 kilograma kadar çıkabilecek, bunlar yarı otonom ya da uzaktan kumandalı görev yapabilecek. ARAÇLAR BÜYÜDÜKÇE GÖREVLER ÇEŞİTLENECEK Orta Sınıf İnsansız Kara Araçları kategorisinde ise iki farklı seviyede araç geliştirilecek. Bu kategorideki araçlar genel olarak uzaktan komuta birimiyle kontrol edilerek keşif ve gözetleme yapabilecek, gerektiğinde silah kulesi entegre edilebilecek, eve dönme, belirlenecek seviyede balistik koruma, yüksek hareket ve engel aşma, kablolu ve kablosuz kontrol edilebilme gibi kabiliyetlere sahip olacak. En az 500 metreden kesintisiz olarak kontrol edilip veri aktarımı yapabilecek araçlar, kontrol paneliyle iki yönlü ses iletişimi sağlayabilecek, belirlenen genişlikteki hendekleri ve su birikintilerini aşabilecek. Bu kategorinin birinci seviyesinde keşif, gözetleme ve küçük çapta hafif silahla ateş etme yeteneğine sahip, azami 500 kilogram ağırlıkta, üstün hareket kabiliyetinde sahip araçlar geliştirilecek. İkinci seviyede ise keşif, gözetleme ve hedef tespiti yapabilecek, üzerinde faydalı yük olarak değişik çapta silah sistemleri ve lojistik kapsamda değişik yükleri ve gerektiğinde insan taşıma kabiliyeti olan, değişik hava, arazi ve görüş şartlarında üstün hareket kabiliyetine ve faydalı yükle birlikte azami 2,5 ton ağırlığa sahip araçlar üretilecek. MEVCUT ZIRHLILAR İNSANSIZ DA GÖREV YAPACAK Ağır Sınıf İnsansız Kara Araçları kategorisinde ise öncelikle envanterde bulunan taktik tekerlekli ve paletli kara araçlarının insansızlaştırılması, bununla birlikte araçları insansızlaştırmak için asgari hazır bulunuşluk gereksinimleri göz önüne alınarak geliştirilecek insansızlaştırma kitinin ve bu kitin uygulanabileceği asgari araç özelliklerinin belirlenmesi hedefleniyor. Bu kapsamda insansızlaştırılan platformların lojistik hizmetler, riskli arazi kesimlerinde keşif ve ulaştırma hizmetleriyle yüksek ateş gücü ve hareket kabiliyetini kullanarak düşmana yaklaşma ve gerektiğinde etkisiz hale getirme amaçlarıyla kullanılması planlanıyor. Söz konusu araçlar her türlü hava, arazi ve görüş şartlarında uzaktan kumandalı/yarı otonom görev yapabilecek, istendiğinde insan tarafından normal bir platform gibi kullanılabilecek, üzerindeki kameralardan gelen görüntüler uzaktan kontrol birimine gönderilebilecek, platformun görev kritik alt sistemleri (far, fren, gaz, vites, direksiyon ve benzeri), üzerindeki silah, çevre izleme ve karıştırıcı sistem gibi faydalı yükler uzaktan kontrol edilebilecek. AKILLI MÜHİMMATA YERLİ ÇÖZÜM Sistem Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na teslim edilen Hassas Güdüm Kiti (HGK) ve Kanatlı Güdüm Kiti (KGK) mühimmatlarında kullanılacak. SG-KONUM-01 olarak adlandırılan sistem, l1/L2 bantlarında çalışıyor. Geliştirme çalışmaları TÜBİTAK SAGE tarafından yapılan SG-KONUM-01 ile ilgili testler 401. Filo tarafından yapıldı. Seri imalata geçen anten, Hava Kuvvetleri envanterine giren HGK ve KGK’larda kullanılacak. ZAHA İLK ÇIKARMASINI YAPACAK Savunma Sanayii Başkanlığı ile zırhlı kara aracı üreticisi FNSS arasında imzalanan sözleşme doğrultusunda Deniz Kuvvetleri Komutanlığının amfibi zırhlı araç ihtiyacını karşılamak amacıyla geliştirilen Zırhlı Amfibi Hücum Araçları (ZAHA), ilk kez 14. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'nda (IDEF'19) sergilenecek. Fuarda, ZAHA'nın ön prototipi ilk kez görücüye çıkacak. TÜRK ZIRHLISI HAYAT KURTARACAK Türk savunma sanayisinin yurt içinde ve dışında ilgili gören Ejder Yalçın 4x4 Zırhlı Muharebe Aracı, güvenlik güçlerini korumanın yanında ambulans olarak hayat kurtaracak. Alınan bilgiye göre, Nurol Makina ve Sanayi AŞ, 30 Nisan-3 Mayıs tarihlerinde TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilecek 14. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'nda (IDEF'19),10 ülke tarafından tercih edilen, birçok ülkede de yeni sözleşmeler için görüşmeleri devam eden araç ailesinin en güncel versiyonlarını sergileyecek.
  22. TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNE İLK SİLAHLI DRONE 'SONGAR' TESLİMATI YAPILDI Songar'ın teslimatı ile birlikte, Türk savunma sanayisinin güvenlik güçlerine kazandırdığı milli sistemlere bir yenisi eklenmiş oldu. ASİSGUARD Genel Müdürü Ayhan Sunar, ''Ülkemizin ilk silahlı milli drone sistemi olma özelliği taşıyan Songar, hedef bölgenin tespitinden tehdidi etkisiz hale getirmeye, operasyon sonrası hasar belirlenmesinden gerçek zamanlı görüntü aktarımına kadar kritik birçok görevi icra edebiliyor. Tekli veya çoklu drone sistemiyle eş zamanlı görev yapabilen Songar'ın güvenlik operasyonlarında önemli görevler üstleneceğine inanıyoruz. Yerli sanayimizi yenilikçi milli teknolojilerle ileri taşımaya odaklanarak yatırımlarımıza devam ederken, Songar'a yeni gelişmiş özellikler kazandırmak üzere de çalışmalarımızı sürdüreceğiz'' dedi.
  23. MİLLİ PİYADE TÜFEĞİ KULLANIMA SUNULUYOR Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) tarafından, yüksek atış kabiliyeti, benzerlerine göre hafif ve etkili bir silah olma özellikleriyle ön plana çıkan, meskun mahal gibi dar alanlarda kullanılabilen Milli Piyade Tüfeği (MPT-55) güvenlik güçlerinin kullanımına sunuluyor. MENZİLİ 3 BİN 600 METREYİ BULUYOR MPT-55, özellikle meskun mahal çatışmalarında, komando birliklerinde kullanılabilecek etkili bir yeni nesil piyade tüfeği olarak şekillendirildi. Yüksek atış kabiliyeti, benzerlerine göre hafif ve etkili bir silah olma özelliğiyle ön plana çıkan MPT-55, TSK'nin ihtiyacına binaen özgün, muharebe ortamında gece ve gündüz, her türlü arazi ve hava şartlarında kullanılabilecek şekilde geliştirildi. Ağırlığı 3 bin-3 bin 300 gram olan tüfekle dakikada 850 atım gerçekleştirilebiliyor. Yarı otomatik ve tam otomatik olmak üzere iki atış modu bulunan MPT-55'in etkili menzili 400 metre iken maksimum menzili 3 bin 600 metreye ulaşıyor. Tüfek, 30 fişek kapasiteli plastik kompozit şarjöre ve üzerine her türlü optik sistemin takılabileceği üniversal pikatini ray sistemine sahip.
  24. MİLLİ MUHARİP UÇAK İÇİN TARİH VERİLDİ Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı Uçak Daire Başkanı Can, Milli Muharip Uçağın ilk uçuşunu 2026-2027'de yapmayı hedeflediklerini bildirdi. Can, milli muharip uçak projesine ilişkin ise şunları kaydetti: "Milli muharip uçak, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığının bir projesi. Bizim alt yüklenicimiz TUSAŞ. TUSAŞ bu projede bir İngiliz firmadan danışmanlık alıyor. Şu anda 90'a yakın İngiliz mühendis bizim projemize destek veriyor. TUSAŞ'ın da yaklaşık 400 personeli var, bunların büyük kısmı mühendis. Milli Muharip Uçak'ta, şu anda ön tasarım safhasındayız. İnşallah 2022'de ön tasarımı bitireceğiz. Bu ön tasarım devam ederken, belirli bir süre sonra uçağın ilk sacını kesmeye başlayacağız. 2023'de belki ilk prototipin şeklini görmeye başlarız. 2026 sonu, 2027 başlarında milli muharip uçağın ilk uçuşunu yapmayı arzu ediyoruz."
  25. Bilim insanlarının yaptığı yeni bir çalışma, iklim değişikliği nedeniyle artan sıcaklıkların 50 yıl sonra 2 ile 3.5 milyar insanın yaşanmaz sıcaklıklara maruz kalmasına neden olacağını ortaya çıkardı. Bilim insanları, Dünya’nın ve insanlığın geleceğini derinden etkileyecek iklim değişikliğinin kritik sonuçlarını ortaya çıkarmak için çalışmalarına devam ediyorlar. Ekoloji uzmanı bilim insanlarının iklim değişikliğinin sonuçlarını anlamak için yaptıkları yeni bir çalışma, artan sıcaklıkların 50 yıl sonra milyarlarca insanın yaşamakta zorluk çekeceği sıcaklıklara maruz kalacağını gösteriyor. Hollanda’daki Wageningen Üniversitesi’nden ekoloji uzmanı Marten Scheffer, iklim değişikliği nedeniyle yıllık sıcaklıkta 1.8 derecelik bir artış gözlendiğini, bu sıcaklık artışının devam etmesi halinde milyarca insanın soğutma teknolojileri olmadan yaşamaya devam edemeyeceğini açıkladı. Yıllık sıcaklık artışının bu şekilde devam etmesi halinde artan sıcaklıklardan etkilenecek insan sayısının değişiminin, ısı tutucu karbondioksit emisyonunun ne kadar artacağı veya azalacağı ile doğrudan bağlantılı olacağı görülüyor. 50 yıl sonra 3.5 milyar insan aşırı sıcaklıklarla karşı karşıya kalacak Bilim insanlarının pazartesi günü Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayınladıkları yeni iklim değişikliği çalışması, 2070 yılında yaklaşık 3.5 milyar insanın aşırı sıcak bölgelerde yaşayacağını öngörüyor. Yapılan çalışma, 50 yıl sonrasına dair bir öngörüde bulunmakla beraber 2070 yılına gelmeden önce de birkaç milyar insanın aşırı sıcak yerlerde ancak soğutma teknolojileri sayesinde yaşayabileceğini gösteriyor. Proceedings of the National Academy of Sciences’ta yayınlanan çalışmanın araştırmacıları, medeniyetin geliştiği “iklim nişini” bulmak için ayı, kuş ve arıların yanı sıra insan topluluklarını da incelediler. Araştırmacılar, insanların yaşaması için en uygun sıcaklığı bulmak adına 6.000 yıl geriye baktılar. Yapılan incelemede insanların yaşaması için uygun yıllık ortalama sıcaklığın 11 ve 15 derece arasında olduğu ortaya çıktı. İnsanların yaşabileceği ortalama sıcaklıktan çok daha sıcak bölgelerde yaşayan insan sayısı artıyor Bilim insanları, uygun ortalama sıcaklığı tespit ettikten sonra bu sıcaklık değerinden rahatsız edici düzeyde daha sıcak olması beklenen yerleri incelediler. Yapılan analiz sonucunda uygun ortalama sıcaklıktan çok daha sıcak olması beklenen bölgelerde 2070 yılında en az 2 milyar insanın yaşayabileceği belirlendi. Şu anda yaklaşık 20 milyon kişi yıllık ortama 29 dereceden daha sıcak yerlerde yaşamaya devam ediyor. Suudi Arabistan’ın belirli bir bölgesi ve Sahra Çölü’nün yakınında olan bu bölgeler, yeryüzünün yüzde 1’ini oluşturuyor. Şu anda çok küçük bir bölge aşırı sıcaklarla yüzyüze kalmakla beraber dünya kalabalıklaştıkça Afrika, Asya, Güney Amerika ve Avustralya’nın büyük kesimleri de benzer sıcaklık değerleri ile karşı karşıya kalabilir. Çalışmanın araştırmacılarından Çin’deki Nanjing Üniversitesi’nden Chi Xu, önümüzdeki 50 yıl boyunca iklim değişikliğine alınacak önlemlerin 1 milyar ile 3.5 milyar arasında insanın hayatını etkileyeceğini söyledi. Çalışmanın ortak yazarlarından İngiltere’deki Exeter Üniversitesi’nden iklim uzmanı Tim Lenton, içinde yaşadığımız yüzyılın sonuna kadar yoksul bölgelerdeki nüfusun üç katına çıkmasını beklendiğini söyledi. Lenton, yoksul bölgelerdeki bu nüfus artışının dayanılmaz sıcaklıklarla başa çıkmak için oldukça zor koşullarla karşı karşıya kalacağını da sözlerine ekledi
  1. Load more activity
×
×
  • Create New...