Jump to content
Kavim - Bilgi ve eğlence kavminiz

Kâhin

Yönetici
  • Content Count

    1,388
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    61

Kâhin last won the day on April 17

Kâhin had the most liked content!

Community Reputation

64 Excellent

1 Follower

About Kâhin

  • Rank
    FBSK1907
  • Birthday 08/29/1983

Recent Profile Visitors

21,825 profile views
  1. Popüler mesajlaşma uygulaması WhatsApp'ıta bilgisayar üzerinden yapılan mesajlaşmalar ile ilgili olarak önemli değişikliğe gidiliyor. Koronavirüs salgını sonrası kullanımı hayli artan Whatsapp'ta önemli bir değişikliğe gidiliyor. Bilgisayarından WhatsApp'a girenler bakın neyle karşılaşacak? Home Office yaygınlaştığından dolayı WhatsApp'a bilgisayarından girenlerin sayısı fazlasıyla arttı. WhatsApp ise kullanıcılardan gelen geri bildirimleri dikkate alarak önemli bir özelliği resmen hayata geçiriyor. Telefonlarda olduğu gibi WhatsApp Web için dark mode / koyu arayüz / siyah tema desteği de geliyor. Yani gece modunda, siyah renkte WhatsApp'ı bilgisayardan kullanmak çok yakında mümkün olacak. Ancak diğer yandan WhatsApp kullananları kötü bir haber de geldi. Diğer yandan WhatsApp için kırmızı alarm da verildi! WhatsApp'ın kullanılmaması, telefonlardan kaldırılması için şaşırtan bir açıklama geldi. Almanya Federal Veri Koruma Komiseri Ulrich Kelber’in tüm devlet kurumlarına bir mektup yollayarak federal yetkilileri WhatsApp kullanmama konusunda uyardığı belirtildi. Facebook’a ait olan WhatsApp’ın federal yetkililer tarafından kullanımının mümkün olmadığını belirten Kelber, “Her seferinde mesaj gönderildiğinde WhatsApp, Facebook tarafından iletilen meta verileri elde ediyor” uyarısında bulundu. Diğer yandan WhatsApp, milyonlarca kullanıcısını yakından ilgilendiren 3 yeni özelliğini kullanıma sunuyor. Kendi kendini yok eden mesajlar geliyor. Bu özellik, kullanıcıların bireysel sohbetlerdeki veya grup sohbetlerindeki mesajlar için kendi kendini imha eden bir zamanlayıcı ayarlamasına izin veriyor. Belirtilen zamanlayıcı bittikten sonra, mesajlar otomatik olarak sohbetlerden siliniyor. Bir diğer özellik ise WhatsApp yedekleri üzerine... Uygulama, sohbet yedekleri için şifre koruması sağlayacak. Özellik uygulamanın önceki bir sürümünde tespit edildi ve temel olarak kullanıcıların sohbet yedeklemelerine gizlilik için güvence altına almak için şifre ya da pin ayarlamasına izin veriyor. Ayrıca WhatsApp son zamanlarda yanlış bilgilerin yayılmasını önlemek için mesajların iletilmesini sınırlayan bir özellik sundu. Uygulama artık iletilen mesajlardaki her şeyi indirmesini kısıtlayan bazı ek otomatik indirme özellikleri sunacak. Koronavirüsten dolayı güvenlik bazında pek çok yenilik getiren WhatsApp, bu kez uzun zamandır beklenen bir özelliğini de yayınlamış durumda. Bir süredir WhatsApp iOS beta uygulamasında yer alan Gelişmiş Arama Modu artık WhatsApp'ın son sürümünde de kendisine yer buldu. Gelişmiş Arama Modu sayesinde kullanıcılar sadece metinleri değil fotoğrafları, sesleri, videoları, GIF dosyalarını, dökümanları ve linkleri daha kolay filtreleyebiliyor. Böylece istediği içeriğe daha hızlı bir şekilde ulaşabiliyor. Bir diğer yenilik ise yedekleme dosyalarına yapılan bir optimizasyon. Artık Google Drive üzerine sohbet yedeklerinizi atarken şifre koyabileceksiniz. WhatsApp kullanıcıları artık beş veya daha fazla kişiye gönderilen iletileri artık yalnızca tek bir kişiye iletilebilecek. WhatsApp mesajlara sınırlama getirerek, yanlış bilgilerin gönderilmesinin hızı biraz olsun yavaşlatılacak.
  2. Çin'de ortaya çıkan koronavirüsün etkisi ortadan kalktı denilse de durumun bundan çok daha farklı olduğu ortaya çıktı. Çinli bir üniversiteden sızdırılan belgede ülkedeki gerçek vaka sayısının 640 binden fazla olduğu ortaya çıktı. Koronavirüsün tüm dünyaya yayıldığı Çin'de resmi verilere göre 82 bin 947 vaka ve 4 bin 633 vaka var . Ancak bazı iddialara göre Çin'deki gerçek vaka sayısı açıklananlardan kat kat daha fazla. Changsha şehrindeki Ulusal Savunma Teknolojisi Üniversitesi'nden sızan bir rapora göre, ülkede 640 bin vakanın olabileceği söyleniyor. ABD'li yayın kuruluşu Foreign Policy'nin iddiasına göre sızan raporda 230 şehirden 640 bin vakanın tespit edildiği belirtiliyor. Gerçek ölü sayısı 40 bin Sızan raporda farklı şehirlerden hastanelere yapılan girişlerin referans alındığı belirtiliyor. Daha önce ortaya atılan iddialarda da Çin'de gerçek ölü sayısının 40 bin civarında olduğu belirtilmişti. Çin hükümetinin koronavirüsle mücadeledeki başdanışmanı Prof. Dr. Zhong Nanshan de CNN’e verdiği röportajda Kovid-19 salgınının yayılmaya başladığı Vuhan kentinin bazı bilgileri gizlediğini söylemişti.
  3. HDP destekli Millet İttifakı adayı İmamoğlu'nun geçen seneki bir konuşmasında, "Biz bu mücadeleyi 145 yıldır sürdürüyoruz" şeklinde ifadeler kullanması akıllara bazı soru işaretleri getirdi. Peki söz konusu tarihte yani 145 yıl önce ya da 1874 yılında ne oldu? İmamoğlu'nun bu açıklamasına tepki gösterenler, onun Sultan Abdülaziz'in darbeyle tahttan indirilmesi ve katledilmesine atıfta bulunduğunu savunuyor. İmamoğlu ise aynı tarihlere denk gelen 1. Meşrutiyet'in ilanını kasttetiğini savunuyor. 1. Meşrutiyet de, Sultan Abdülaziz'e darbe yapılmasından sonra yerine geçen 2. Abdülhamit tarafından ilan edilmişti. Böylece Osmanlı'da ilk kez vatandaşlara seçme ve seçilme hakkı tanınmıştı. Ancak 1. Meşrutiyet'in ilan tarihi 1874 değil 1876'dır. O halde 1874 değil de 1876 yılında neler oldu şöyle bir bakalım: - Sultan Abdülaziz darbeciler tarafından tahttan indirilerek öldürüldü. - Yerine kardeşi Sultan 3. Murat getirildi. - 3 ay sonra ise yerine Sultan 2. Abdülhamit geçti. - Abdülhamit tahta geçtikten sonra 1. Meşrutiyet ilan edildi. Sultan Abdülaziz döneminde bugün hala ayakta kurumların birçoğunun temeli atılmıştı. Bunlar arasında Danıştay, Yargıtay gibi kurumlar da bulunuyor. Osmanlı Bankasının kurulması, Vilayet Meclislerinin açılması, Sanayi Okulu'nun açılması, İstanbul Üniversitesi'nin ilk versiyonu olan Darülfünün'un kurulması, Galatasaray Lisesi'nin açılması, Mecelle'nin yayınlanması, Kız Öğretmen Lisesi'nin kurulması, ilk modern itfaiyenin kurulması, Darüşşafaka'nın açılması ve Maden Mektebi'nin açılması Sultan Abdülaziz dönemindeki yeniliklerdendir. Sultan Abdülaziz Osmanlı'da birçok yeniliğe öncülük etmesine rağmen Hersek ayaklanması, Bulgar isyanları ve Girit sorunları gibi birçok sorunla da uğraşmak zorunda kaldı. Öte yandan Mısır'ın İngilizler tarafından karıştırılarak alınması da bu dönemlerde başladı. Kaynak: Son Haberler
  4. Salahaddîn Eyyûbî komutasındaki İslâm ordusu, 4 Temmuz 1187’de, tarihin şahit olduğu en kesin zaferlerden birini kazanarak Haçlıları mağlubiyete uğratmıştı. Taberiye Gölü yakınlarındaki Hıttîn’de gerçekleşen savaşın ardından Akkâ, Kayserya, Nâsıra ve Yâfâ’yı fetheden Salahaddîn, nihayet 2 Ekim günü muzaffer bir kumandan olarak Kudüs’e girmişti. 1099’da başlayan Haçlı işgali böylece sona eriyor, Kudüs yeniden Müslümanların himaye ve hâkimiyetiyle buluşuyordu. Zaferden sonra Kudüs’te bir süre konaklayan ve şehirde gerekli düzenlemeleri yapmakla ilgilenen Salahaddîn’e, Filistin havalisinde çok sevilen “bâzincâniyye” isimli bir yemek ikram edildi. Pirinç ve sebze karışımıyla yapılan yemeğin ana maddesi patlıcan olduğu için, bu ismi almıştı. Başkomutana ikram edildiğinden, bu defa içeriğine parça et de eklenmişti. Salahaddîn, kendisine ters çevrilmiş bir tencere içinde servis edilen yemeğin hem görünüşünü hem de tadını çok beğenmişti. “Bu ters çevrilmiş (‘maklûbe’) yemeğin adı nedir?” diye sorunca, Kudüslüler onun kullandığı kelimeyi yemeğe isim olarak verdiler. Salahaddîn’e duyulan derin muhabbetin tesiriyle, “bâzincâniyye” artık “maklûbe” olarak anılmaya başladı. Bu hatıradan ötürü, Arap kaynaklarında maklûbenin unvanı “zafer yemeği”dir. Kudüslülerin zihninde, Haçlıların şehirden sökülüp atılmasını çağrıştırır. Maklûbenin ilk defa, Filistin’in sahil yörelerinde, bulgur ve balık kullanılarak pişirildiği biliniyor. Yemek, Kudüs ve diğer iç mıntakalarda yaygınlaştıktan sonra, bulgurun yanı sıra pirinçle de pişirilmiş, balığın yerini de patlıcan ve diğer sebzeler almış. Et ise, ancak çok önemli kutlamalarda ve törenlerde içeriğe dâhil olmuş. Günümüzde de maklûbe, özellikle Kudüs ve çevresinde “millî yemek” mesabesindedir. Kudüslüler maklûbeyi çeşitli vesilelerle birbirlerine ikram ederken, Özgür Kudüs’ün hayalini kurarlar. *** Kudüslülerin şuur altında “zafer yemeği” olarak kodlanan maklûbe, 2015’te Kudüslü öğretmen Hanâdî Halavânî tarafından “işgale karşı direniş” yöntemi olarak yeniden sahneye çıkarıldı. Ramazan ayında iftar ve sahurlarda Mescid-i Aksâ’daki Müslümanlara tencere tencere maklûbe ikram eden Halavânî ve arkadaşları, Salahaddîn’in bu muhteşem hatırasını tekrar Müslümanların gündemine taşıdı. İsrail, önce eylemin siyasî ve tarihî yönünü fark etmedi, ancak maklûbe tencerelerinin ifade ettiği derin mana anlaşılır anlaşılmaz, Halavânî ve arkadaşlarına Mescid-i Aksâ yasağı getirildi. Ancak bu yasak, onları durdurabildi mi? Elbette hayır. Kendilerine “murâbıt” (nöbet tutanlar) adını veren Filistinli hanımlar, bu defa Aksâ’ya giden yollar üzerinde kamp kurdular. Bilhassa Bâbu’s-Silsile önünde maklûbe ikramına başladılar. Onların kendilerinden emin ve mütebessim bir eda ile tencereleri ters çevirip, sebzeli ve etli pilavları etrafa ikram etmeleri, bir süre sonra İsrail askerleri tarafından engellendi. Zor kullanarak, Bâbu’s-Silsile’de de maklûbe ikramını yasakladılar. Pirinç, patlıcan, sebze ve et karışımı basit bir yemek, işgalcileri deliye döndürmüştü adeta. Derin manası ve hatırlattıkları düşünüldüğünde, deliye dönmekte hiç de haksız sayılmazlardı. *** Maklûbe, Türkiye’de malum yapılanmayı çağrıştıran bir yemek. Maklûbenin aslında Kudüs’ün kurtuluşunu simgeleyen, bizzat Salahaddîn Eyyûbî’nin isimlendirdiği, Müslümanlara umut ve şuur aşılayan bir “zafer yemeği” olduğundan çoğumuz haberdar değiliz bu sebeple. Maklûbe çalınmış, anlamı değiştirilmiş ve içi boşaltılmış bir İslâmî simge. Malum yapılanma sadece “abilik”, “kardeşlik”, “cemaat”, “himmet” gibi kavramları zedelemekle kalmadı, maklûbeyi de elimizden aldı. Maklûbe bugün artık yalnızca “ihanet”, “darbe”, “samimiyeti istismar” gibi kötülükleri canlandırıyor zihnimizde. Düşününce, bu ne büyük bir kayıptır. Daha önceden hatırlayanlar olacaktır: İsrail, Hz. Yakub’un lakabını kendisine isim olarak seçmekle, zihinlerimizde bir peygamberin imajını yok etti. İsrail deyince, sadece zulüm akla geliyor, haklı olarak. İsrail’in kendisine bayrak olarak seçtiği altı köşeli yıldızın, Hz. Davud ve Hz. Süleyman tarafından kullanılan mühürler olduğunu da belki çoğumuz bilmiyoruz. Altı köşeli yıldız da, işgalle özdeşleşti çünkü. İsrail sadece Filistin topraklarını işgal etmedi, bize ait sembolleri de işgal ederek bizden koparıp aldı. Bu çerçeveden bakınca: Maklûbenin malum yapılanmanın ana yemeği olarak seçilmesi, yaygınlaştırılması ve böylece hakiki manasının ve hikâyesinin unutturulması, acaba planlı bir hareket olabilir mi, diye düşünmeden edemiyor insan.
  5. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun 'lanet bir dizi' dediği Çukur'un koronavirüs nedeniyle bu sezon yeni bölümleri yayınlamayacak. Toplumun kimyasını bozan dizi, virüs nedeniyle çekimlerine ara vermişti. Müslüman Türk toplumunun ahlâki değerleri yerli ve yabancı diziler eliyle bozulmaya çalışılıyor. Başrollerini Aras Bulut İynemli, Erkan Kolçak Köstendil, Necip Memili, Rıza Kocaoğlu, Öner Erkan, Damla Sönmez, Nejat İşler ve Perihan Savaş’ın paylaştığı Çukur, ahlaksız sahneleriyle büyük tepki çekiyor. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun 'lanet bir dizi' olarak nitelendirdiği Çukur'un bu sezon yeni bölümlerinin yayınlanmayacağı yapımcı şirket tarafından açıklandı.
  6. Dünya'nın manyetik alanının Kuzey Yarımküre’deki kutbu olan Manyetik Kuzey Kutbu, son birkaç yıl içinde hızlı bir şekilde hareket etmeye başladı. Önceki dönemlerde Sibirya’dan Kanada’ya doğru hareket eden Manyetik Kuzey Kutbu, son birkaç yıldır önceki hızından daha hızlı bir şekilde Kanada’dan Sibirya’ya doğru kayıyor. Birçoğumuz Dünya’nın manyetik kutuplarını bir kaya parçasının içine sıkışmış ve hareketsiz olarak düşünüyoruz. Ancak iki manyetik kutup da düşündüğümüzün aksine oldukça hareketli noktalar olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Dünya’nın manyetik kutupları üzerinde çalışma yapan bilim insanları, ilk olarak 1830’larda Manyetik Kuzey Kutbu’nun Kanada’dan Sibirya’ya doğru 2250 kilometre hareket ettiğini tespit ettiler. Manyetik kutbun bu hareketi, 1990’la 2005 yılları arasında yılda 15 ile 50 km arasında bir hızla hareket etmeye devam etti. Bilim insanları Manyetik Kuzey Kutbu’nun neden hareket ettiğini keşfetti. Nature Geoscience dergisinde bu hafta yayınlanan yeni bir çalışmada, gezegenimizin iç kısmında bulunan erimiş maddelerin, iki manyetik merkezin hareket etmesine neden olduğu ortaya koyuluyor. Manyetik Kuzey Kutbu, Dünya’nın manyetik alanının dikey olarak aşağıya doğru baktığı konveksiyon akımları ile Dünya’nın iç kısmında bulunan erimiş sıvı metallerin oluşturduğu bir nokta. Manyetik Kuzey Kutbu hakkında yapılan yeni çalışma, manyetik kutupta yaşanan Sibirya’ya doğru hareketin Dünya’nın iç kısmındaki akış deseninde 1970 ile 1999 yılları arasında meydana gelen değişiklikten kaynaklandığını ortaya koyuyor. Akış deseninde meydana gelen değişiklik, Kanada’daki manyetik merkezin uzamasına ve manyetosfer üzerindeki etkisini kaybetmesine neden olarak Manyetik Kuzey Kutbu’nun Sibirya’daki merkeze doğru hareket etmesine neden oluyor. Manyetik Kuzey Kutbu, Kanada merkezi zayıfladığı, Sibirya merkezi güçlendiği için hareket ediyor. İngiltere’deki Leeds Üniversitesi Toprak ve Çevre Okulu’ndan araştırmacı Dr.Phil Livermore, “Manyetik Kuzey Kutbu’nun pozisyonunu, biri Kanada’nın altında diğeri Sibirya’nın altında olmak üzere iki manyetik alan merkezinin kontrol ettiğini keşfettik. Bu iki merkez, manyetik kutbun konumunu değiştiren bir halat çekme etkisi görevi görüyorlar” dedi. Dr. Livermore, tarihsel olarak Manyetik Kuzey Kutbu’nun hareketinde Kanada merkezinin daha baskın olduğunu söyledi. Kanada merkezinin baskın olması Manyetik Kuzey Kutbu’nun genellikle Kanada’da merkezlenmesine neden oldu. Dr. Livermore, son birkaç yıl içerisinde ise Kanada merkezinin zayıfladığını, Sibirya merkezinin ise güçlendiğini açıkladı. Dr. Phil Livermore, Sibirya merkezinin güçlenmesinin Manyetik Kuzey Kutbu’nun hareketinin aniden değişmesine neden olduğunu da sözlerine ekledi. ESA uyduları manyetik sinyalleri takip ediyor. Manyetik Kuzey Kutbu’nun hareketi üzerine çalışma yapan bilim insanları, manyetik kutbun hareketine hangi değişikliklerin sebep olduğunu bulmak için Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) Swarm uydularının topladığı verileri kullandılar. Dünya’nın yörüngesinde bulunan ESA’nın bu uydu üçlüsü, gezegenin çekirdeği, manto, kabuk ve okyanuslarının yanı sıra iyonosfer ve manyotosferden kaynaklanan manyetik sinyalleri hassas bir şekilde ölçüyor. ESA’nın uydular aracılığıyla manyetik alanı kontrol etmesi aslında Dünya’nın geleceği açısından da önemli. ünkü manyetik alan Güneş’in zararlı radyasyonlarına karşı bir kalkan görevi görür. Aynı zamanda basit pusulalardan gelişmiş GPS araçlarına kadar birçok navigasyon sistemi Dünya’nın manyetik alanı ile çalışır. (Kaynak: Webtekno)
  7. Zirr b. Hubeyş anlatıyor: “Ubey b. Ka’b’a; (r.a.) İbn Mesut’un, (r.a.) ‘Senenin bütün gecelerini ihya eden kimse kadir gecesine tesadüf edebilir.’ sözünü hatırlattığımda, bana şu cevabı verdi: ‘Kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah’a yemin olsun ki, kadir gecesi Ramazan ayındadır. Kadir gecesi; Resûlullah’ın (s.a.s.) bize namaz kılmamızı emir buyurduğu gecedir. O da Ramazan’ın 27. gününün gecesidir. O gecenin alameti, o gecenin sabahında güneşin beyaz ve ışınları gözü almayacak şekilde doğmasıdır.’” (Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 179) Abdullah b. Ömer’den gelen bir rivayette Hz. Peygamber (s.a.s.), “Kadir gecesini aramak isteyen 27. gecede arasın.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, VIII, 426) buyurmuş, böylece 27. geceyi ibadet ve zikirle uyanık olarak geçirmemizi tavsiye etmiştir. Kadir gecesinin Ramazan ayının 27. gecesinde olduğu (Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 179-180) genel kabul görmüş olmakla birlikte, Ramazan’ın son on gününün tek gecelerinde (Müslim, Sıyâm, 207) veya son yedi gecesinde aranması ile ilgili farklı rivayetler de vardır (Müslim, Sıyâm, 205-206). Dolayısıyla Ramazan’ın son gecelerini Kadir gecesiymiş gibi değerlendirmek gerekir.
  8. Kadir Gecesi Kur’an’da belirtildiğine göre, içerisinde Kadir Gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlıdır. Kur’an, Ramazan ayında (Bakara, 2/185) ve bu gecede indirilmiştir. (Kadr, 97/1) Kadir gecesinin Ramazan ayında olduğu kesindir. Ancak hangi güne tekabül ettiği konusunda farklı rivayetler vardır.
  9. Tüm dünyada Müslümanlarının heyecanla beklediği Kadir gecesine sayılı günler kaldı. Peki Kadir gecesi ne zaman? Sözlükte kadir (kadr) kelimesi “hüküm, şeref, güç, yücelik” gibi anlamlara gelir. Dinî literatürde ise “leyletü’l-Kadr” şeklinde Kur’ân-ı Kerîm’in indirildiği gecenin adı olarak kullanılır. Aynı adı taşıyan 97. sûre bu gecenin fazileti hakkında nâzil olmuştur. Sûrede Kur’an’ın Kadir gecesinde indirildiği ve sözü edilen gecenin bin aydan daha hayırlı olduğu belirtilir. Kadir Gecesi Ne Zaman? Kadir Gecesi Hangi Günü Güne Bağlayan Gece? 2020 yılı Ramazan takvimine göre Kadir gecesi, 19 Mayıs 2020 Salı gününü 20 Mayıs 2020 Çarşamba gününe bağlayan gece idrak edilecek. Kadir Gecesi İle İlgili Ayetler Kadir Gecesi Kur’an’da belirtildiğine göre, içerisinde Kadir Gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlıdır. Kur’an, Ramazan ayında (Bakara, 2/185) ve bu gecede indirilmiştir. (Kadr, 97/1) Kadir gecesinin Ramazan ayında olduğu kesindir. Ancak hangi güne tekabül ettiği konusunda farklı rivayetler vardır. Kadir Gecesi İle İlgili Hadisler Zirr b. Hubeyş anlatıyor: “Ubey b. Ka’b’a; (r.a.) İbn Mesut’un, (r.a.) ‘Senenin bütün gecelerini ihya eden kimse kadir gecesine tesadüf edebilir.’ sözünü hatırlattığımda, bana şu cevabı verdi: ‘Kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah’a yemin olsun ki, kadir gecesi Ramazan ayındadır. Kadir gecesi; Resûlullah’ın (s.a.s.) bize namaz kılmamızı emir buyurduğu gecedir. O da Ramazan’ın 27. gününün gecesidir. O gecenin alameti, o gecenin sabahında güneşin beyaz ve ışınları gözü almayacak şekilde doğmasıdır.’” (Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 179) Abdullah b. Ömer’den gelen bir rivayette Hz. Peygamber (s.a.s.), “Kadir gecesini aramak isteyen 27. gecede arasın.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, VIII, 426) buyurmuş, böylece 27. geceyi ibadet ve zikirle uyanık olarak geçirmemizi tavsiye etmiştir. Kadir gecesinin Ramazan ayının 27. gecesinde olduğu (Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 179-180) genel kabul görmüş olmakla birlikte, Ramazan’ın son on gününün tek gecelerinde (Müslim, Sıyâm, 207) veya son yedi gecesinde aranması ile ilgili farklı rivayetler de vardır (Müslim, Sıyâm, 205-206). Dolayısıyla Ramazan’ın son gecelerini Kadir gecesiymiş gibi değerlendirmek gerekir.
  10. Pakistan'ın başkenti İslamabad'da yer alan ve 5 bin metrekarelik yapısıyla dünyanın en büyük camilerinden faysal Camii... Dünyanın en büyük ve en gözde camiilerinden biridir. 5.000 m2 üzerine yapılmış 74.000 kişi kapasiteli bir camiidir. Pakistan’ın başkenti İslamabad’da yer alan ve 5 bin metrekarelik yapısıyla dünyanın en büyük camileri arasındadır. “Faysal Camii”, 74 bin kişi kapasitesine sahiptir. Türk mimar Vedat Dalokay tarafından tasarlanan yapı, modern İslam mimarisinin en önemli eserlerinden biridir. Dünyanın En Büyük ve En Gözde Camiilerinden: Faysal Camii 1966 yılında Pakistan’ı ziyaret eden Suudi Kralı Faisal tarafından Pakistan halkına bir armağan olarak yaptırılan Kral Faisal Cami ve Külliyesi, İslamabad kentinde konumlanıyor. Kompleksin projesi, UIA aracılığıyla düzenlenen uluslararası bir yarışma sonucunda seçildi. 17 ülkeden gelen 43 proje arasından birinci olarak seçilen Vedat Dalokay’ın proje çalışmaları, 1973 yılında tamamlandı. Çeşitli politik sorunlar ve siyasal değişimler yüzünden 1978 yılına sarkan uygulama tarihiyle birlikte 1988 yılında tamamlanan yapı, 200 dönümlük bir park içine inşa edildi. Kral Faisal Cami tasarlanırken, geçmiş cami örnekleri göz önünde tutularak hareket edilmiş. Buna bağlı olarak, minarelerin yapılanmasında Edirne Selimiye Cami örnek oluşturmuş. Hep açık mekanlı olan Moğol camileriyle, Osmanlı cami tipinin sentezi olan bir açık mekan tipolojisine sahip Kral Faisal Cami, dışarıda oluşturulan namazgahın yaklaşık 2 bin kişi alabileceği şekilde planlamış. Binanın hemen girişinde konumlanan hauzun haricinde, iç mekanın ortasında bulunan havuzun yüksekliği, sahip olduğu değiştirilebilen düzenekle doğal havalandırma sağlıyor. Kırma plak çatılı caminin piramidini meydana getiren plaklar arasında bırakılan boşluk sayesinde yapıya hem doğal ışık giriyor, hem de havalandırma işlevi görüyor. Caminin bu biçimlenme içerisinde ışık almasının diğer bir getirisi ise, taşıyıcıların gizlenmesine olanak sağlaması. Cami, yüksek teknolojik olanaklardan faydalanarak değil, yerel yapım teknikleri kullanılarak inşa edilmiştir. Klasik cami tipolojisinin vazgeçilmezi kubbe konstrüksiyonunun Kral Faisal Cami’nde kullanılmamasının ardında ise, yalnızca modernize edilmiş bir ibadet alanı yaratmanın ötesinde motivasyonlar yatıyor. Bunlardan biri, caminin önünde konumlandığı sivri tepelerden oluşan Mangala Dağları’na yapısal bir öykünmenin söz konusu olması. Çatı strüktürünün dağların bir uzantısı niteliği taşımasının yanında, Pakistan’da o dönemde halen yaşamakta olan çadır kültürünün biçimsel bir tekrarı olarak piramidal kuruluşlar öngörülmüş. Kubbe kullanmaktan imtina edilmesi konusunda öne sürülen bir diğer kriter de akustik sorunlar ve iç kabuktaki geniş alanların bezenmesindeki zorluklar. Kral Faisal Cami’nin iç mekanında da, camilerin insan üzerinde bıraktığı gözlemlenen hüzünlü havadan kaçınılmasıyla, Tanrı sevgisi ve yaşam sevinci vurgulamak amaçlanmış. Vedat Dalokay ve ekibi, yarışma projesiyle birlikte gönderdikleri raporda, tasarıma dair düşüncelerini böyle açıklıyorlar: “İslamiyet, mabet formunu tayin etmemiştir. Her toplum ve sanatçısı cami mekanını ve ve formunu kendi din anlayışları, toplum ve çevre koşulları içerisinde ele almıştır. Cami mekanlarının tarihi gelişimi, teknolojik imkanlar ve İslam dinindeki Tanrı kavramı, ele aldığımız bu ulu mabedin mekan anlayışını çizmiştir. “Mabet, şehir silüetinde geceleyin de varlığını ortaya koyabilmelidir. Kubbe yarıklarını ve minarelerin konstrüktif elemanlarını aydınlatan ışık hazneleri, ambet formunun gerçek kişiliğini bozmadan onu içten aydınlatmakta ve mabet, geceleyin de gündüz canlılığında yaşamaktadır. “Cami, tabiatla kaynaşmıştır; topraktan yükselen, on abağlı bir düşünceyle ele alınmıştır. (…) Her gün gerçekleşecek cenaze namazları ve merasimleri, mabet aktivitesini aksatmayacak yepyeni bir anlayışla ele alınmıştır. Hazırlanan ayrı bir platform, en büyük cenaze namazı ve merasimlere imkan vermektedir. Bu, planın en büyük ve yeni özelliğidir. Cemaatler arasında güçlü bir bağ kurulmuştur ve tüm noktalardan, tüm cemaatlerin her türlü dini aktiviteye rahatça ve aynı anda katılabilme imkanları araştırılmıştır.” Kaynak: mimarizm.com
  11. Arap Yarımadası’nın en önemli turist noktalarından biri olan Petra Antik Kenti, Helenistik dönemden ve Roma döneminden kalma kalıntılardan oluşan bir bölge. Petra, bölgenin yerlileri tarafından Raqmu olarak bilinir. Petra Ürdün’ün Lut Gölü ile Akabe Körfezi arasındaki toprakları üzerinde yer alan antik kenttir. Tarihe tanıklık eden bu yapılara dokunmak, güneş ışığı altında canlanan renklerini görmek, on binlerce canlının biriktirdiği hatıraların yarattığı büyülü atmosferi koklamak… Antik yaşamın izlerini sürmek, otantik gizemlerin peşinden gitmek, beklentilerin çok ötesinde keyif veren keşif dolu bir yolculuğa çıkmak… Petra Antik Kenti, ziyaretçilerine tüm bu hisleri ve çok daha fazlasını vadeden mistik bir yer. Dünyanın Yeni Yedi Harikası’ndan biri olan Petra Antik Kenti, kayalara oyulmuş yapıları ve mühendislik harikası tasarımları ile Arabistan yarımadasının mücevheri olarak görülüyor. Bir kanyonun görkemli kayalıkları arasına gizlenen Petra Antik Kenti’nin duvarları arasında gezinirken ona hayran kalmamak mümkün değil. Sırları, renkleri, tüyleri diken diken eden atmosferiyle misafirlerinin gönlüne taht kuran bu antik kent, Nebatilerin dünyaya bıraktığı en büyük miras. Fırat’tan Kızıldeniz’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada yaşayan Nebatiler; Süryaniler, İbraniler, Araplar, Aramiler, Maltalılar gibi pek çok etnik guruptan oluşan bir Orta Doğu halkı olarak tanımlanıyor. Peki Nebati Krallığı’nın başkenti Petra Nerede? Petra Antik Kenti, Ürdün sınırları içerisindeki Wadi Musa bölgesinde bulunuyor. Ürdün’ün başkenti Amman’a 250, Kızıldeniz’in en kuzey ucundaki Akabde Körfezi’ne de 130 kilometre mesafedeki antik kent, yaklaşık 100 kilometrelik bir alana yayılmış durumda. Petra Antik Kenti’ni içeren Ürdün turları, gezginlere unutulmaz bir seyahat deneyimi yaşatıyor. Ürdün’ün Gizli Hazinesi: Petra Antik Kenti (yoldasın.com’un verdiği bilgilere göre;) Petra Antik Kenti hikayesi şöyle özetlenebilir: İsmini Yunanca “Taş” anlamına gelen “Petra” kelimesinden alan bu kadim şehir 1812 yılında İsviçreli maceraperest Johan Burckhardt tarafından keşfediliyor. Antik kent, kanyon kayalıklarına oyularak inşa edilen tiyatro, tapınak ve evlerden oluşuyor. Keşfinden kısa bir süre sonra Batı’nın dikkatini çeken bu gizemli kent 1895 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültürel Mirası listesine alınıyor, 2007 yılında ise yine UNESCO tarafından Dünya’nın Yedi Yeni Hatırası arasında gösteriliyor. İzmir doğumlu ünlü İngiliz şair John Burgon, Petra Antik Kenti’den bahsederken “Tarihin yarısı yaşında, gül kırmızısı şehir” ifadelerini kullanıyor. 2200 yaşındaki Petra, antik dünyanın en önemli ticaret yollarının kesiştiği yerde kuruluyor ve Nebatilerin kurduğu ticaret krallığının merkezi haline geliyor. Gazze’den Şam’a, Basra Körfezi’nden Kızıldeniz’e kadar uzanan antik kent; Arabistan, Suriye, Mısır, Yunanistan, Hindistan ve Roma’yı birbirine bağlıyor. Dönemin en zengin kervanları Petra’dan geçiyor, en varlıklı tüccarlar burada konaklıyor. Kent, milattan sonra 106 yılında Roma’nın egemenliğine giriyor. Beşinci yüzyıla gelindiğinde güçlü bir depremle sarsılan şehir hem işgalin hem de bu doğal afetin getirdiği ekonomik yüke dayanamıyor ve tarih sahnesinden siliniyor. Dünya tarihinin en önemli şehirlerinden birini binbir emekle kuran, yıkıcı savaşlar ve depremlerden sonra da terk etmek zorunda kalan Nebatiler Petra ile aynı kaderi paylaşıyor; kadim Nebati halkı zamanla yok olup gidiyor. Petra – El-Hazne Tarihte Nebati Krallığı’na başkentlik yapan antik kentteki en görkemli tapınaktır. 40 metre yüksekliğindeki yapı kumtaşından devasa kayanın oyulmasıyla inşa edilmiştir. El Hazne ya da Hazine, Siq Geçidi’nin sonunda yer alıyor ve çoğu kişi tarafından Petra’nın en ihtişamlı yapısı olarak gösteriliyor. The Siq’i kullanarak şehre giren ziyaretçiler ve tüccarlar, El Hazne ile karşılaştıklarında Nebatilerin muazzam gücünü iliklerine kadar hissediyor, bu kadim halkın zenginliği karşısında hayrete düşüyorlardı. 2 bin yıl önce kayaların içine inşa edilen bu görkemli yapı, Petra’nın en meşhur fotoğraflarını süslüyor. Devasa sütunları, kabartmaları ve oymaları ile misafirlerini selamlayan El Hazne, 39 metre yüksekliğinde ve 25 metre genişliğinde. Nebatilerin altın çağını yansıtan yapı, Nebati kültürünü yansıttığı kadar Yunan, Mısır ve Pagan kültürünü de yansıtıyor aslında. Tanrısal figürlere eşlik eden çiçek ve hayvan motifleri çoklu kültürün en önemli göstergesi. El Hazne; inanç, sanat ve ticareti bir araya getiriyor. Gül Kırmızı Şehir: Rose City Kayalıklarının gül renginden dolayı “Rose City” ismini alan Petra Antik Kenti; amfi tiyatrosu, tapınakları, kabartmaları ve şaşalı kaya mezarları ile görenleri kendisine hayran bırakıyor. Doğu geleneği ile Helenizm’in çarpıcı bir birleşiminden oluşan kent merkezi, destansı görünümüyle Nebatilerin verdiği emeğin hakkını teslim ediyor. Yapılan arkeolojik araştırmalar; Baharat Yolu’nun merkezi konumundaki kentin, hızla gelişen ticaretin etkisiyle 30 bin kişilik nüfusa ev sahipliği yaptığını ortaya koyuyor. Çin ve Hindistan’dan alınan ve dönemin en kıymetli ticari malları olarak görülen yağ, tütsü, baharat, parfüm gibi ürünler Petra’da toplanıyor ve farklı coğrafyalara dağıtılıyordu. Petra’da atacağınız her adım, döneceğiniz her köşe, izini süreceğiniz her patika sizi zamanın dışına itiyor, sürprizlerle dolu mimari yapıları karşınıza çıkartıyor. Ürdün’ün En Eski Dini Yapılarından Biri El-Deir (Manastır) Petra’nın bir diğer ünlü yapısı da El Deir manastırı. 800 basamaklı bir merdivenin sonunda bulunan manastıra ulaşmak yaklaşık 45 dakika sürüyor. Yolun nefes kesici manzarasının tadını çıkartırken yorulmak istemeyen turistler eşek kiralama seçeneğini değerlendiriyor. 50 metrelik yüksekliğindeki manastır, heybet ile zarafeti tek potada eritiyor. Ürdün’ün en eski tapınaklarından biri olan manastır putperest Nebatilerin dini merkeziydi. Görkemli yapı, müthiş detaylı mozaikleriyle göz dolduruyor. Sanat ve Ölüm Karşı Karşıya: Roma Tiyatrosu ve Royal Thombs Petra Antik Kenti’nin en etkileyici bölgelerinden bir diğeri de amfitiyatro. Helenistik mimari gelenekleriyle inşa edilen tiyatro 7.000 kişilik kapasitesiyle dikkat çekiyor. 363 yılındaki depremden bir hayli etkilenen tiyatro günümüzde mühürlü halde bulunuyor. Royal Thomb da tiyatronun hemen karşısında, El-Hazne’nin ise kuzeyinde yer alıyor. Kraliyet Mezarları olarak da anılan kalıntılar, diğer anıt mezarlara oranla daha büyük ebatlarda ve çok daha görkemli. Kral Mezarları toplam 5 görkemli anıttan oluşuyor. Ziyaretiniz sırasında bu mezarların her birini ayrı ayrı incelemenizi tavsiye ediyoruz. Nebatiler Sofistike Su Taşıma Sistemi Kullanıyordu Böylesine etkileyici bir çöl metropolü inşa etmek kadar burada yaşamın devamlılığını sağlamak da ayrı bir meziyet. Nebatilerin yıllar boyunca verdikleri emek, ince ince işledikleri sanat kadar teknik konulardaki başarıları da takdire şayan. Günlük hayatın aksamaması ve 30 bin kişinin su ihtiyacının karşılanabilmesi adına oldukça karmaşık bir su sistemi tasarlayarak yapay bir vaha yaratan Nebati mühendisleri, Roma ile yapılan savaşta suyun kirletilmesi karşısında çaresiz kaldılar. The Siq’in hemen karşısında yer alan baraj, şehrin farklı köşelerindeki su sarnıçlarını beslemekle kalmıyor aynı zamanda sel tehlikesine karşı kullanılan akıllı su kontrol sisteminin bir parçasıydı. Günümüzden 2 bin yıl önce böylesine gelişmiş mühendislik yaklaşımları sergilemiş olmaları bile şehir halkının ne kadar özel bir topluluk olduğunu ortaya koyuyor
  12. SWAP yasağı konulan bankalar hakkında BDDK’dan yeni açıklama SWAP yasağı konulan bankalar hakkında yeni açıklamalarda bulunan BDDK Başkanı Mehmet Ali Akben, “Üç banka yükümlülüklerini yerine getirdiği takdirde işlem yasağı kaldırılabilir ama soruşturma sürecek.” dedi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Mehmet Ali Akben, Türk Lirası’na değer kaybettirmek istediği için SWAP yasağı konulan bankalar hakkında, "Üç banka yükümlülüklerini yerine getirdiği takdirde işlem yasağı kaldırılabilir ama soruşturma sürecek. Manipülasyon girişimlerine karşı koymaya kararlılıkla devam edeceğiz." açıklamasında bulundu. BDDK Başkanı Akben, Türk Lirası’na değer kaybettirmek için manipülatif ataklarda bulunan BNP Paribas, Citibank ve UBS bankalarıyla ilgili yeni açıklamalarda bulundu. Akben, "Manipülasyon girişimlerine karşı koymaya kararlılıkla devam edeceğiz" dedi. “Soruşturma sürecek” BDDK Başkanı Akben'in açıklamalarından satır başları şu şekilde: "Üç banka yükümlülüklerini yerine getirdiği takdirde işlem yasağı kaldırılabilir ama soruşturma sürecek. Finansal istikrarın zarar görmemesi için AB normlarında tedbir aldık. Yönetmeliğinin muhatabı manipülatif bankacılık işlemleridir. Amacımız haber ve analize dayalı yorumları engellemek değildir. “Şartlar düzeldiğinde uygulamalar eski haline dönecek” Salgın şartları düzeldiğinde uygulamalar eski haline dönecek. Bankaların asli fonksiyonlarını yerine getirmeye dönük yaklaşımımız devam edecektir." Ne olmuştu? Söz konusu bankalar Türk Lirası'na (TL) yönelik manipülatif ataklarda bulunarak, TL'nin değer kaybetmesi için, ellerinde olmayan TL ile hızlı bir şekilde ve yüksek miktarda döviz almaya kalktılar. Ancak satın aldıkları döviz için Türk bankalarına olan TL yükümlülüklerini yerine getiremeyen bu finansal kuruluşlar, Merkez Bankasının EFT sisteminin kapanış saatini uzatmasına rağmen temerrüde düştüler. Bunun üzerine BDDK, TL'ye değer kaybettirmek için manipülatif ataklarda bulunan BNP Paribas, Citibank ve UBS bankalarına TL yükümlülüklerini yerine getirmedikleri için bir bacağı TL olan döviz işlemini yasaklamıştı. Temerrüt nedir? Temerrüt, kişinin borçlandığı edimi hukuka aykırı olarak yerine getirmemesi halidir. Yani alacaklı ya da borçlu taraflardan birinin borcunu ya da yükümlülüğünü zamanında ve usulüne göre yerine getirmemesi durumudur.
  13. Son dönemde beş yaş altı çocuklarda görülen ve sonuçları ölümcül olabilecek Kawasaki hastalığı, Avrupa’da tekrar ortaya çıktı. Tüm dünya koronavirüs ile mücadele ederken, Avrupa’da görülen Kawasaki hastalığı ile koronavirüs arasındaki ilişki araştırılmaya başlandı. Peki, Kawasaki hastalığı nedir? Kawasaki belirtileri nelerdir? Kawasaki hastalığı hangi durumlarda ortaya çıkar? Kawasaki hastalığının koronavirüs ile bağlantısı nedir? İşte tüm detaylar… Avrupa'da, beş yaşında altında bazı çocuklarda Kawasaki hastalığının tespit edilmesi sonrası Kawasaki hastalığı merak edilir oldu. Bir virüs yüzünden olduğu tahmin edilen Kawasaki hastalığı ile corona virüsü arasındaki ilişki incelenmeye başlandı. Peki, Kawasaki hastalığı nedir? Kawasaki belirtileri nelerdir? İşte cevaplar… Kawasaki hastalığı, erkeklerde kızlara ve Asya ve Pasifik Adası kökenli çocuklara göre daha yaygındır. Bununla birlikte, tüm ırksal ve etnik kökenlerden çocukları ve gençleri etkileyebilen Kawasaki hastalığı nedir? Belirtileri ve tedavisi ile ilgili bilinmesi gerekenleri haberimizde sizler için derledik… Kawasaki hastalığı veya mukokutanöz lenf nodu sendromu, arterlerde, damarlarda ve kılcal damarlarda iltihaplanmaya neden olan bir hastalıktır. Ayrıca lenf düğümlerinizi de etkiler ve burunda, ağızda ve boğazda semptomlara neden olur. Çocuklarda kalp hastalığının en yaygın nedenidir. İlk defa Japon pediatrist Dr. Tomisaku Kawasaki tarafından 1967 yılında tanımlanan hastalık, çoğu durumda tedaviden birkaç gün sonra ciddi bir sorun olmadan iyileşir, birçok çocukta herhangi bir kalıcı hasara neden olmaz. Nüksler (tekrar) nadir olarak görülür. Kawasaki hastalığının kesin nedeni hala bilinmemektedir. Genetik ve çevresel faktörlerin bir karışımının Kawasaki hastalığına neden olabilir. Bazı teoriler hastalığı bakteri, virüs veya diğer çevresel faktörlerle ilişkilendirir, ancak hiçbiri kanıtlanmamıştır. Bazı genler çocuğunuzun Kawasaki hastalığına yakalanma olasılığını artırabilir. Kawasaki hastalığı, belirti belirtileri ve bulguları ile aşamalar halinde ortaya çıkar. Durum kış sonu ve ilkbaharda ortaya çıkma eğilimindedir. Belirti ve semptomların ilk aşaması şu şekildedir: – Üç günden uzun süren yüksek ateş – Akıntı olmadan gözlerde ortaya çıkan kızarıklık – Göğüsten bacağa kadar yayılan deride, kasıklarda ve genital bölgede kızarıklık – El ve ayaklarda şişlik ve kızarıklık – Özellikle boyunda büyümüş lenf bezleri – Tahriş olmuş boğaz, ağız ve dudaklar – Şişik ve parlak kırmızı dil (çilek görünümünde) Bu süre zarfında kalp problemleri de ortaya çıkabilir. İkinci aşama : Eklem ağrısı – İshal – Kusma – Karın ağrısı – El ve ayak derisinin soyulması – Safra kesesinin genişlemesi – Geçici işitme kaybı Üçüncü aşama : Hastalığın üçüncü aşamasında, komplikasyon gelişmedikçe belirtiler ve semptomlar yavaşça kaybolur. Çocukların eski enerjilerine kavuşabilmeleri ve normal görünmesi sekiz hafta kadar sürebilir. Çocuğunuz bu semptomlardan herhangi birini gösteriyorsa doktorunuzu arayın. 1 yaşından küçük veya 5 yaşından büyük çocukların eksik semptom gösterme olasılığı daha yüksektir. Bu çocuklar; kalp hastalığı komplikasyonları riski yüksek olan Kawasaki hastalığı vakalarının yüzde 25'ini oluşturmaktadır. Kawasaki hastalığına yakalandığı düşünülen çocuk, olası kalp tutulumu açısından gözlenmesi ve monitorize edilmesi için hastaneye sevk edilmelidir. İlk tedavinin amacı ateş ve iltihabı azaltmak ve kalp hasarını önlemektir. Kawasaki hastalığında tedaviye mümkün olan en kısa sürede başlamak önemlidir. Tedavi, yüksek dozda aspirin ve damar içi gama globulin verilmesini içerir. Her iki tedavide sistemik iltihabı azaltarak akut belirtilerin kaybolmasını sağlayacaktır. Hastaların büyük çoğunluğunda koroner anormalliklerin ortaya çıkışını önleyebildiği için, yüksek doz damar içi globulin tedavinin vazgeçilmez unsurudur. Nadir de olsa kortikosteroidler de kullanılabilir
  14. Meenakshi Amman, Hindistan tapınak şehri Madurai şehrinde, Vaigai Nehri'nin güney kıyısında bulunan tarihi bir Hindu tapınağıdır. Güney Hindistan, yıllardır değişmeyen kültürü, büyük sarayları, muhteşem tapınakları, doğal güzellikleriyle adeta geçmişe yolculuk hissi yaratan bir seyahat destinasyonu. Hindistan’ın Madurai şehrinde bulunan, Meenakshi Amman Tapınağının 2000 yıllık bir tarihi olduğu düşünülmektedir. Mandurai’nin merkezinde geniş bir alana sahip Meenakshi, 45-50 metre arasında değişen uzunluklarda, 14 adet kule tapınağıyla çevrelenmiş. Bu kule tapınakları baktığında resmen bir sirk alanından kopup gelmiş insan piramidini andırıyor. Düşünsenize üst üste dizilmiş rengarenk karakterlere bürünmüş minik insanlardan oluşan devasa kuleler. Hindu mitolojisinden tanrı, şeytan, doğa, hayvan ve kahraman figür işlemelerinden oluşmuş bu kule tapınaklarını gördüğünüzde, insanlar tarafından böyle bir yapının nasıl inşa edilmiş olduğuna anlam veremiyorsunuz. Şehrin herhangi bir noktasından renkli işlemelerle dolu, gökyüzüne uzanan bu tapınakları görebilmeniz mümkün. Tanrıların Mimarisi; Meenakshi Amman Tapınağı Hindistan’ın Madurai şehrinde bulunan, Meenakshi Amman Tapınağının 2000 yıllık bir tarihi olduğu düşünülmekte. Yıllar içerisinde yenilenmiş ve eklentiler yapılarak değiştirilmiştir. Tapınak Shiva’nın karısı Parvati’nin bir avatarı olan Meenakshi’ye adanmıştır. Tanrıçaya adanmış nadir Hindu tapınaklarındandır. Bu görkemli Hindu tapınağı son derece renkli ve detaylı binlerce heykelden oluşur. 16 ayrı kubbesi olup, içeride tapınağın merkezindeki iki asıl tapınak Shiva ve Meenakshi’ye adanmıştır. Bu alanlara Hindu olmayanların girmesi yasaktır. Meenakshi Tapınağı’nı bugün bizler görebiliyorsak bunun sebebi Tanrı Shiva’nın Kraliçe Parvati’ye duyduğu dillere destan aşkıdır. Her yerde ibadet eden Hindular, rengarenk duvarlar, tavan süslemeleri, heykellerle kendinizi yabancısı olduğunuz bir dünyanı içinde bulmaya hazır olun. Eğer bir gün giderseniz en yüksek kule olan güneydeki tapınağının merdivenlerini çıkıp, yukarıdan bu renkli dünyayı izlemeyi ihmal etmeyin. Meenakshi Tapınağı’nı anlatan sonsuz renk, müzik ve yaşamın akışına kendinizi bıraktığınızda, daha önce yaşamadığınız bir duygu karmaşası içinde, garip bir huzur her noktanızı saracak… Bu ihtişamlı tapınak Meenakshi Amman hikayesi ise; Yıllar yıllar önce kız çocuk hasretiyle yanıp tutuşan bir kral tanrılara ona bir kız çocuğu vermesi için yalvarır. Dileklerini karşılıksız bırakmayan tanrılar krala iki kız çocuğu verir. Bu kızlardan biri ateşler içinden çıkarak gelen, 3 göğüslü güzeller güzeli Parvathi’dir. Kızının bu haline şaşıran kral, kızının neden üç göğsü olduğunu tanrılara sorar ve kızının evleneceği adamı gördüğünde üçüncü göğsünün kendiliğinden kaybolacağını öğrenir. Parvathi büyüyüp de artık vakti geldiğinde, kraliçe olabilmek için tanrıların sınavlarını geçmesi gerekmektedir. Bir çok tanrının ona sunduğu zorlukları aştıktan, başarılar kazandıktan sonra sıra tanrı Shiva’nın testine gelir. Tanrı Shiva güzel kızı görür görmez büyüsüne kapılmıştır. Prenses Parvathi de üçüncü göğsünün bir anda kaybolduğunu fark ettiğinde, evlenmesi gereken adamın karşısındaki Shiva olduğunu anlamıştır. Tanışmalarından 8 gün sonra Lord Sundareshwara şekline bürünen Shiva ile Prenses Parvathi, tüm dünyanın katıldığı unutulmaz bir düğünle evlenirler. Düğün sonrasında ilahiler eşliğinde Tanrı Shiva’nın artık Tanrıça Meenakshi olan eşi için yaptırdığı göreni hayretlere düşüren, büyüleyici Meenakshi Tapınağı’na taşınarak, yıllarca Mandurai’de mutlu mesut yaşarlar. Sonra bir gün bu tapınağı halka bağışlayarak tanrılar katına dönerler…
  15. And Dağlarının zirvesinde olan İnka antik şehri Dünyanın yeni yedi harikasından biri olarak seçilmiştir. Machu Picchu Hakkında Machu Picchu, bugüne kadar çok iyi korunarak gelmiş olan bir İnka antik şehridir. 7 Temmuz 2007 tarihinde Dünyanın Yeni Yedi Harikası’ndan biri olarak seçilmiştir. And Dağları’nın bir dağının zirvesinde, 2.360 m yükseklikte, Urubamba Vadisi üzerinde kurulmuş olup Peru’nun Cusco şehrine 88 km mesafededir. And Dağları’nın bir dağının zirvesinde, 2.360 m yükseklikte, Urubamba Vadisi üzerinde kurulmuş olup Peru’nun Cusco şehrine 88 km mesafededir. Şehir, İnkalı bir hükümdar olan Pachacutec Yupanqui tarafından 1450 yılları civarında inşa ettirilmiştir. İspanyol istilacılar 1532 yılında buraları işgal ederken sık dağlar arasında kalmış bu şehir, istilacılar tarafından fark edilmemiş ve bu sayede zarar görmemiştir. Machu Picchu 200’den fazla merdiven sistemiyle birbirine bağlı olan taş yapıdan oluşur. Şehrin 3000 basamağı bugün hâӀâ gayet iyi durumdadır. Kuruluş amacı ve anlamı bugüne kadar gelmiş olan tartışma konusudur. Günümüze gelmeyi başarmış bilimsel kanıt içerikli çok fazla ipucu bulunmamasından sadece tahminler yapılabilmektedir. Bu yüzden o zamanlardaki adı bilinemeyen şehir, ismini bugün yakınlarda olan bir dağ zirvesinden almıştır. Şehrin tarım alanı olarak kullanılan teraslardan oluşan bölümleri, Eski Zirve (Keçuva dilinde: Machu Picchu) denen dağın eteklerindedir. Şehrin sonunda ise Genç Zirve (Keçuva dilinde: Wayna Picchu) yükselir. Şehirde içinde 100’den fazla insan iskeletinin bulunduğu 50 adetin üzerinde mezar keşfedilmiştir (ilk başlarda bunların %80i kadın olduğu sanılmış, ama sonraki incelemelerde eşit dağılım olduğu tespit edilmiştir). Bu keşfe istinaden şehrin, İnkalar’ın yetiştirme ve disiplin yeri olduğu teorisi geliştirilmiş. Ancak zamanımızda bu teori geçerliliğini yitirmiş durumdadır. Daha çok bugün kabul gören teori, şehrin 700’den fazla İnka asil ve din adamına ev sahipliği yapmış olduğudur. 1912 ve 1913 yıllarında Bingham, şehri ortaya çıkarmaya başladı. 1915’te Machu Picchu araştırmalarıyla ile ilgili bir kitap yayınladı. National Geographic Society’nin Nisan 1913 sayısını Machu Picchu şehrine ithaf etmesiyle meşhur oldu. Şehrin aslında 2 yıl öncesinden keşfedildiği; ama şehrin altınlarının ABD’ye götürülmesi için Bingham’ın zaman kazanmak istediği iddia edilmektedir. Diğer bir yerlilerin iddiası ise, köylülerin çoktan 1901 yılında şehri keşfetmiş olduğu ve Bingham’ın keşfinin tesadüf olmadığıdır. Machu Picchu Güney Amerika’nın en çok turist çeken yerlerinden biridir. Her gün günlük 2000 kişi ziyaret eder. UNESCO harabelerin zarar görmememesi için bu sayının en fazla 800 olmasını talep etmektedir.
×
×
  • Create New...